Müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2017 Cuma

RAMAZAN SOHBETLERİ (1) "KUR'AN NEDEN ARAPÇA İNDİRİLMİŞTİR?." (ZUHRUF 2-3. FUSSİLET 44. AYET) İlâhiyatçı - Yazar: Haluk Gümüştabak

KUR'AN NEDEN ARAPÇA İNDİRİLMİŞTİR. 
(ZUHRUF 2-3. FUSSİLET 44. AYET)
Haluk Gümüştabak
Bizler İslam ı yaşarken, gelenek ve beşeri fıkıh inancının o kadar etkisinde kalıyoruz ki, Allah ın ayetlerini bile görmezden gelebiliyoruz. İslam dininde, ruhban sınıfının olmadığını söyleyen Kur’an a inat, bizler kendi ellerimizle yarattığımız ruhban sınıfının, kurallarına göre yaşıyoruz İslam ı. Çünkü bu kişiler Kur’an ile bizlerin aramıza girip, Kur’an gerçeklerini bizlerden gizlediler. 
Allah Kur’an ı elçisine tebliğ görevini verdikten sonra, çok dikkat çekici uyarılarda bulunmuştur. Rad suresin 40. ayetinde “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. HESAP GÖRMEK İSE BİZE AİTTİR.” Der. Daha da dikkat çekici olanı ise,  Müddesir 11. ayetinde Allah elçisine seslenerek bakın ne diyor. “BENİ, YARATTIĞIM KİŞİYLE BAŞ BAŞA BIRAK.” Ne dersiniz, Allah ın bu uyarılarından dersler aldık mı? Yoksa Allah, elçisinin bile kuluyla arasında olamayacağını ve Allah bizzat kuluyla baş başa kalması gerektiğini anlatıyorsa bizlere, acaba bu gerçeği hayatımıza geçirebildik mi, anlayabildik mi, YOKSA ALLAH İLE ARAMIZA, ŞEFAATÇİLER Mİ SOKTUK.
Arapçayı kutsal bir dil ilan edip, Allah böyle bir bilgi vermediği halde, cennet lisanının bile Arapça olduğunu söyleyebildiler. ALLAH IN MESAJLARINI, UYARILARINI ANLADIĞIMIZ DİLDEN OKUMAMIZI ENGELLEDİLER. Kur’an ın başka dillere tam olarak çevrilemeyeceğini, kelimelerin, ayetlerin çok daha farklı anlamalara geldiğini söyleyerek, bu toplumu korkuttular, tedirgin ettiler. Hâlbuki Allah, Kur’an ın neden Arapça indirildiğini açıklamış ve bizleri bilgilendirmişti. Bakın Allah ayetinde, bu konuda bizlere anlatılanları yalanlayarak, ne kadar açık ve akılcı bilgiler veriyor, Kur’an ın neden Arapça indirildiğine dair.
Zuhruf 2–3: Apaçık Kitab’a andolsun ki, İYİCE ANLAYASINIZ DİYE biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık. (Diyanet meali)
Fussilet 44: Eğer biz bu Kur'ân'ı yabancı bir dilde indirseydik, onlar kesinlikle, “Âyetlerinin açıklanması gerekmez miydi? Bir Arap'a yabancı bir dille söylenir mi?” diyeceklerdi. De ki: “O, inananlar için bir yol gösterici ve gönüllerine şifadır. Kâfirlerin kulaklarında ağırlık vardır ve KUR'ÂN ONLARA KAPALIDIR; sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor.” (Bayraktar Bayraklı meali)
Allah ayetinde Kur’an ın, apaçık yani anlaşılan bir kitap olduğunu söylemesine rağmen, bizlere Kur’an ı herkesin anlayamayacağını, her bilginin Kur’an da detaylı olmadığını söylemediler mi? KUR’AN I ANLAYARAK VE DÜŞÜNEREK OKUYAN BİR MÜSLÜMAN ASLA KANDIRILAMAZ, ALDATILAMAZ. Onun için Allah ayetleri önce okuyun ve anlayın, sonrada üzerinde düşünün emrini vermiştir.
Ayetleri anlamadan okutan, siz anlamasanız da okuyun, Allah sevap yazar zihniyetini topluma yerleştiren ruhban anlayışı, bizlerin düşünmesini de engellemişlerdir. Allah bakın Arap toplumuna neden Arapça indirdiğini söylüyor. “İYİCE ANLAYASINIZ DİYE ARAPÇA İNDİRDİK.” Yani Araplara, kendi dillerinden indirdik ki anlasınlar diyor Rabbimiz. Din tacirlerinin tuzağına düşen bizler, bu gerçeklerle buluşamadığımız sürece, Kur’an ı anlamamız da asla mümkün olmayacaktır. Allah anlamını bilmeden, üzerinde düşünmeden okuyacağımız bir bilginin, bizlere fayda sağlayamayacağını çok iyi biliyor. Onun içinde lütfen, özellikle içinde bulunduğumuz bu Ramazan ayı içinde, KUR’AN I MUTLAKA ANLAYARAK VE DÜŞÜNEREK BOLCA OKUYALIM. 
Devamındaki ayet, konuya çok güzel açıklama getiriyor ve bakın ne diyor. EĞER KUR’AN I ARAP TOPLUMUNA, BAŞKA DİLDE GÖNDERMİŞ OLSAYDIK, AYETLER AÇIKLANMASI GEREKMEZ MİYDİ, BİZLERİN ANLAYACAĞI DİLDE GÖNDERMENİZ GEREKMEZ MİYDİ, BİR ARABA YABANCI DİLDE KİTAP MI İNDİRİLİR, DERDİNİZ DİYOR. Çok doğru değil mi? Araplara Türkçe bir Kur’an indirildiğini düşünün, bu durumda ne yapmaları gerekirdi? Tüm toplum şaşırır kalırdı, ALLAH IN TEBLİĞİNİ DE ALAMAZLARDI? Hem Arap peygamber göndereceksin, hem de farklı dilde Kur’an ı indireceksin. Bakın böyle olsa nasıl mantıksız olurdu değil mi?
İSLÂM'A GÖRE:
"DEVLETİN DİNİ ADALETTİR"
ADALETLİ OLMAYAN HÜKÜMETLER
MEŞRU DEĞİLDİR
Eğer mantıksız olduğunu kabul ediyorsanız, bizlerinde anlamadığımız dilden, yani Arapça Kur’an ı okumamızın gerekli olduğunu söyleyemezsiniz. KUR’AN ALLAH IN KULLARINA MESAJIDIR, TEBLİĞİDİR. Bu tebliğin her dile çevrilemeyeceğini, çok farklı anlamlara geleceğini söylemek, Allah a saygısızlıktır, iftiradır. Allah yemin ederek, bu kitabı anlayabilmemiz için kolaylaştırdığını söyleyecek, daha sonrada her dile tam olarak çevrilemeyen bir mesaj, uyarı gönderip, tüm kullarını bundan sorumlu mu tutacak? Lütfen aklımızı başımıza toplayalım, kendimize gelelim. Bunun hesabını veremeyiz. 
Fussilet 44. ayette dikkat ederseniz Kur’an ın KÂFİRLERE kapalı olduğunu, onların anlayamayacağını söylüyor. Peki, burada bahsedilen kâfirler sözünden kimleri anlamalıyız? Yalnız Kur’an ı inkâr edip, İslam ı kabul etmeyenlerimi anlamalıyız. Kesinlikle hayır. Allah Maide 44. Ayetinde Bakın Ne Diyor. ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEYENLER, KÂFİRLERİN TA KENDİLERİDİR.  Araf 37. ayette de, Allah hükmetmediği halde, BUNLARDA ALLAH KATINDANDIR DİYEREK, ALLAH A İFTİRA EDENLERİN, Allah yasakladığı halde, Allah dan başka yardım istedikleri, veli ve şefaatçi edindikleri kişilerin, mahşer günü hani şefaatçileriniz, yardımcılarınız dendiğinde, hiç kimseyi yanlarında bulamayacakları ve BU KİŞİLERİN KAFİR OLDUĞU ÖRNEĞİNİ VERİYOR. Yani ben Müslüman’ım diyen, ama İslam ın, Kur’an ın gereklerini tam olarak yerine getirmeyenler bunlar. İşte böyle kişilere Allah Kur’an ı kapattığını, kulaklarına ağırlıklar bağladığını, gönüllerini mühürlediğini söyler bizlere. Allah cümlemizi bu yanlıştan korusun.
Allah birçok ayetinde, ayetleri bizlerin düşünmesini emrediyorsa, önce ayeti anladığımız dilden okumalıyız ki, daha sonra ayetler üzerinde düşünüp öğütler alabilelim. Bunun tersini söyleyenler, Allah ın gerçeklerinin üstünü örtenlerdir. Bu yanlış düşüncelere uyan insanlar düşünemediği, Kur’an ın sınırlarını aştıkları içinde, KÂFİRLERİN SAFINDA OLMAKTAN, asla kurtulamazlar. 
Kur’an gerçeklerine kulaklarını kapatanlar, gönül gözleriyle asla gerçekleri göremezler. ALLAH BÖYLE İNSANLARA, TEKRAR HATIRLATMAK İSTİYORUM, KUR’AN IN KAPALI OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. Allah cümlemizi, batılın ve hurafenin etkisinde kalmayan, kulakları ve gönlü mühürlenmemiş, gözleri perdelenmemiş kulları arasında olmayı, nasip etsin inşallah.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
***
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

7 Aralık 2016 Çarşamba

SİZ HİÇ İŞİD TARAFTARI GÖRDÜNÜZ MÜ?, Kazım Balaban / Viyana

SİZ HİÇ İŞİD TARAFTARI GÖRDÜNÜZ MÜ?
Kazım Balaban / Viyana
Siz hiç Şeytan gördünüz mü?
Şeytan ile karşılıklı konuşup, tartıştınız mı? Peki hiç İŞİD’li gördünüz mü? Hiç merak ettiniz mi bunlar nasıl yaratıklar diye? Ben gördüm. Hem insan, hem de müslüman kılığında gördüm bu yaratığı. Üstelik Avrupa’da..... Viyana’da ki İŞİD’li böyle ise Irak’ta, Suriye’de olan İşid’lilerin nasıl insanlar olabileceğini bir düşünün.
***
Birkaç gün önce verdiğim bir ilan için biri aradı. Adresi verdim ve eve geldi. Geldiğinde sorduğu ilk sorusu ‘’Sen Müslüman mısın?’’ oldu.
Cevaben ‘’Evet ama bu seni niye ilgilendiriyor?’’ dedim.
‘’Müslüman, müslümandan sorumludur’’ dedi.
Anladım ki bu zihniyete göre özel hayat, kişisel tercihler diye bir durum söz konusu değilmiş ve bir müslüman başka müslümandan da sorumlu olduğuna göre özel hayatımıza hiç tanımadığımız insanların dahil olabileceğini böylece öğrenmiş olduk.
Adam Bangladeş’li imiş. Resmen İŞİD’li olduğuna dair bir delil yok ama bütün davranış biçimleri onlarla örtüşüyor. 
Gazetelerde, TV’lerde gördüğümüz tipik İŞİD giyimli, ve aynı kafadan, aynı görüşten olduğu her halinden belli olan kirli sakallı adamla aramızda şu sohbet geçti.
Nerelisin? Sorusuna ‘’Türkiye’’ deyince çok sevindi. ‘’Türkiye’deki müslümanlar bizim kardeşimiz. Erdoğan büyük adam’’ dedi.
Ben de ‘’Evet, Erdoğan büyük adam. Boyu çok uzun. 185 cm falan vardır’’ dedim.
Adam’ın Türkiye hakkında olumlu düşüncelere sahip olmasına sevindim ama Erdoğan’ı çok sevmesine de şaşırdım doğrusu. Demek ki Erdoğan oralarda kendini sevdirecek birşeyler başarmış olmalı.
Bana ters ters bakarak ‘’Sen ne biçim müslümansın? Evinde hem resim var, hem de resimli ve boyalı süs eşyaları var’’ dedi.
Sabırla dinliyorum ve ‘’Bunun ne zararı var? ‘’ diyorum.
‘’Hz. Muhammed resim ve süslü eşyalar kullanmayı haram etti. Hadis var’’ dedi. Böylece bu ilkel insanların resime, heykele, sanata niye düşman olduklarını anlıyorum. Sanata düşmanlık konusunda Hadis varmış.
Adama, ‘’İslamı iyi bildiğimi, bu konuda kitaplar yazdığmı, İslam’ın onun söylediği gibi ilkel ve barbar bir din olmadığını, tersine Hz. Muhammed’in amcası Hz. Hamza’nın 625 yılında Uhud’da şehit edildiğini, Hz. Muhammed’in 630 başlarında Mekke’yi feth ettiğinde bunun intikamını almadığını ve eski düşmanlarının hepsini ‘’İslam olmaları halinde’’ af edeceğini bildirdiğini ve herkesi AF ettiğini, İslam’ın bir barış dini olduğunu’’ söyledim. 
‘’O Peygamberdir. O’nun  AF  edici özelliği vardır. Biz öyle değiliz’’ dedi.
Böylece ‘’Biz Ehli Sünnet’iz. Peygamberin sünnetine uyarız’’ diyenlerin Peygamberin en güzel davranışları ile aralarına kocaman bir sınır koyduklarını, İslam’ın Barış dini olduğunu neden red ettiklerini böylece öğrenmiş olduk.
‘’Biz Şeriat kurallarına uyarız. Mesela Hırsız’ın kolunu keseriz (El ile işaret ederek, kesilmesi gereken yeri  tarif ediyor)’’ dedi. Şeriat geldiğinde hırsızlık suçu işleyenlerin mahkeme olmadan ve/ya hafifletici nedenler görülmeden kesilecek ellerin nereden kesileceğini de böylece öğrenmiş olduk.
‘’İslam’da Zina eden Recm edilir’’ diyor. Böylece açılan kuyulara beline kadar sokulup taşlanarak öldürülme olaylarının sadece Afganistan veya Pakistan’a ait olmadığını, imkân oluşursa Avrupa metropollerinin orta yerlerinde bu işler için bir RECM PARKLARI oluşturulacağını ve aynı taşlama işleminin burada da yapılacağını, Recm edilecek kişiye atılacak taşların da Tıpkı Mekke /Arafat’da Şeytan Taşlama alanında görüldüğü gibi Recm Parkı etrafındaki dükkanlarda para ile satılacağını anlamış olduk.
Gerçi başında Tayyip Erdoğan’ın bulunduuğu AKP Hükümeti AB İlerleme Raporları doğrultusunda 2004 yılında Türkiye’de ZİNA İşlemeyi, Cezai Yaptırım gerektiren SUÇ olmaktan çıkarmıştı ama olsun yerli ve yabancı İslamcılar için bu pek fark etmezdi. Bazı suçlara yaklaşımın adamına göre olduğunu, bazı suçlardan İslamcıların MUAF tutulduğunu böylece anlamış olduk.
 Adam konuşmasında ‘’Adam öldüren KATL edilir’’ diyor. Mevcut yasalarda insan öldürme vakaları tek tek incelenerek bu suçun hangi şartlar altında işlendiği sorgulanmakta, suçun oluş sebepleri bazen indirim veya beraatla sonuçlanabilmektedir. Ama bu dinciler (dikkat edin dindarlar değil, dinci) açısından pek fark etmez. İdam cezasının dünyada çok geniş coğrafyada yasaklanmasına rağmen Şeriat geldiğinde Suriye ve Irak’ta görmeye alışık olduğumuz görüntülerin Türkiye ve  Avrupa’da da uygulanabileceğini anlamış olduk.
Böylece Şeriat geldiğinde Mahkemelerin ortadan kaldırılacağını, Ayaküstü yapılacak olan bir yargılamada kararın Şeriata göre orada her kim yetkili ise O’nun (genellikle Şeyh veya Emir) tarafından verileceğini, bu mahkemede Savcı ve Avukat’ın bulunmayacağını da öğrenmiş olduk.
Adam o kadar fanatik ki beni hiç dinlemiyor ve sürekli Kuran, Hadis, Emir, deyip duruyor. Sıkıştığı yerde uydurma bir Hadis söylüyor ve sizi dinsizlikle itham ediyor. Adamla diyalog, konuşma, görüş alış veriş imkanı kesinlikle yok. İlkel Fanatik dincilerle konuşmanın hiç bir fayda sağlamadığını, bunların beyinlerinin tamamen yıkandığını böylece anlamış olduk.
Adama her ne kadar İslam’ı iyi bildiğimi, evimde Kuran olduğunu, içeriğini bildiğimi söylüyorsam da bir faydası olmuyor. Adam Arapça bilip bilmediğimi soruyor. Bilmediğimi ama Kuran’ın Türkçeye tefsir edildiğini ve böylece anladığımı söylüyorum.
Adam Kuran’ın başka dilde okunması ve yazılmasının haram olduğunu, ancak Arapça okunacağını, başka dile çeviren ve okuyanların dinden çıktıklarını söylüyor. En az 30 İslam Bilgininin Kuran’ı Türkçeye çevirdiklerini, bunlara ilaveten Diyanet İşleri Başkanlığının da bir Heyet nezaretinde Kuran’ı hem Türkçeye çevirdiğini, hem de notalı okunuş şekli dahil internete koyduğunu ve çevirmeli, karşılaştırmalı, kıyaslamalarla vatandaşa sunmasının haram olduğunu, Şeriat geldiğinde bu çevirileri yapan din bilginlerinin hesap vermekten kurtulamayacağını böylece anlamış olduk.
Bu tartışmalar içinde benim Şia olup olmadğımı soruyor. Alevi olduğumu söyleyince Viyana’da bulunan bir Alevi derneğinin adresini belirterek ‘’Orada olan Alevilerin içki ve tütün içtiklerini ve kadınlarla konuştuğunu ve bunun haram olduğunu’’ söylüyor. 
Tütün ve İçki’den ziyade Erkeklerin kadınlarla konuşmasının haram olduğunu, ve Güney Asya ülkelerinde kadınların neden Burka giydiklerini böylece daha iyi anlamış olduk.
Bir an için daldım. Karşımda gerçek bir İŞİD’ci vardı. Kirli sakalı, iğrenç suratı, paslı dişleri ile karşımda sırıtan ve ‘’Bunlar haram, şunlar haram’’ diyen birisi ile konuşuyorum. Adamda duygu yok. Akıl, müzakere, tarih, vicdan yok. O insan kılığında bir Robot.  Ve bu adam güya bize Cennet’in yolunu gösteriyor. Bu adamlar bize önder olacaklar.
Düşündüm. Eğer bir Şeytan’ı tasvir edecek olsam göstereceğim örnek her halde bu tür adamlardan olurdu.  Bunların İnsana, İslama ve geleceğe ne kadar zarar verdiğini düşündüm.
Sonra Atatürk ve devrimlerini düşündüm. O’nun ne kadar önemli devlet adamı ve asker olduğunu bir defa daha idrak ettim. Türkiye’nin Atatürk’ün kıymetini bilmediğini, devrimlerini fazla anlamadığı sonucuna vardım. Allah şu an bizi koruyor ve bu tür adamlar bizi yönetmiyor. Ama Atatürk’ün elde kalan son miras kırıntılarına sahip çıkmazsak çocuklarımıza İŞİD dolu bir dünya bırakacağımızdan emin olabiliriz.
Bu bir hikaye değil yaşadığım bir olay. Siz hiç bir İŞİD’ci gördünüz mü? Görmek istemiyorsanız nerede olursanız olun gelin hep beraber çocuklarımıza yaşanılır bir dünya bırakalım. Kazım Balaban / Viyana

24 Kasım 2016 Perşembe

GORHURAM (Mirza Ali Ekber.., İSLÂMOFOBİ ve Korku) Yılmaz DİKBAŞ

GORHURAM (İSLÂMOFOBİ VE KORKUYORUM)

Yılmaz DİKBAŞ
Son zamanlarda sık sık kullanılan bir deyim var: İslamofobi.
Bu deyim İngilizcedir: İslamophobia.
İki sözcüğün birleşimimden oluşmaktadır: İslam ve phobia.
Phobia, Türkçe fobi olarak okunmaktadır, anlamı şudur: Korku.
Dolayısıyla İslamofobi, “İslam korkusu” demektir.
Müslümanlardan korkma, Müslümanlardan nefret etme anlamında da kullanılmaktadır.
İslamofobi deyimi ilk kez 1991 yılında kullanılmış olup 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki İkiz Kuleler saldırılarından sonra gündeme getirilmiştir. Saldırıyı düzenleyenler Müslüman’dılar.
Ortadoğu’da IŞİD adlı terör örgütünün ortaya çıkması, tutsaklarının kafalarını bıçakla keserken videoya çekmeleri ve yayınlamalarıyla başta Amerika ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada nefret uyandırmışlardır. Arapça DEAŞ diye de bilinen IŞİD terör örgütü, İslamofobi’yi tüm dünyaya böyle yaymış oldu.
Terör örgütü IŞİD’in açılımı şöyledir: Irak Şam İslam Devleti.
Yani, canavarca katliam yapanlar Müslüman olduklarını, Irak-Şam merkezli bir İslam devleti kuracaklarını ilan etmişlerdir.
Değerli Dostlar,
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri, Amerika ve Avrupa’da çok yaygın olan İslamofobi’den çok yakınmaktadırlar.
Recep Tayyip Erdoğan, terör eylemlerini herhangi bir dinle bağdaştırmanın doğru olmadığını söylüyor. İslam dini ile teröristleri yan yana sayamazsınız, diyor. IŞİD teröristlerinin Müslüman olmadığını savunuyor.
Recep Tayyip Erdoğan, kelle kesen IŞİD canavarlarının Müslüman olmadığını söylüyor, ama IŞİD’in yöneticileri de militanları da Müslüman olduklarını duyurmanın ötesinde, bir İslam devleti kuracaklarını söylüyorlar.
Şimdi sormamız gereken soru şu:
Başta Amerika ve Avrupa olmak üzere tüm Hıristiyan dünyası, gözleriyle görüp kulaklarıyla işittiği IŞİD teröristlerine mi inanacaklar yoksa Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına mı?
Değerli Dostlar,
Dünyada yaklaşık 2 milyar Hıristiyan yaşamaktadır.
Siz bunca kişiyi, IŞİD’li teröristlerin gerçek Müslüman olmadıklarına, gerçek İslam’la bağları bulunmadıklarına nasıl inandıracaksınız?
İnsanlar genelde, gördüklerine ve işittiklerine inanırlar.
Gördükleri ve işittikleri ortada: “Allahu Ekber” deyip kelle kesiyor bu canavarlar!
“Allahu Ekber” diyenler Müslüman’dır ve bu gerçeği inkâr etmek mümkün değildir!
Bu nedenle, başta Amerika ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada yaşanan İslamofobi, somut gerçeklere dayanmaktadır.
Değerli Dostlar,
Biz bırakalım Amerika’yı, Avrupa’yı bir kenara, Osmanlı tarihine kısaca bir göz atalım:
Padişah Yavuz Sultan Selim; savunmasız, silahsız, genç, yaşlı, kadın, erkek, hasta, çocuk demeden 40 bin yoksul Alevi’yi katletmedi mi? [ULUSAL HABER: Bu iddia yanlış, dayanaksız ve spekülâtiftir. Yavuz Sultan Selim, sadece Alevilere yönelik fitne girişimleri ve kumpasları önlemiş ve fakat kimseyi katletmemiştir.] Öldürenler de öldürülenler de Müslüman değil miydi? [ULUSAL HABER: Kasten/taammüden cana kasteden, mahkeme (devlet) kararı olmadan öldüren; ırza geçen, adalet, hukuk ve medeni/insani haklara tecavüz eden; Hak'sızlık (yani, Allahsızlık) yolsuzluk, kamu malından hırsızlık ve suiistimal yapanlar; Anarşi, terör ve tedhişle iştigal edenler ELBETTE MÜSLÜMAN DEĞİLDİRLER.]  
Günümüzün Osmanlı torunları, 40 bin yoksul Alevi’yi katleden Yavuz Sultan Selim’in “gerçek Müslüman” olmadığını, “gerçek İslam’la” ilgisi olmadığını, sıradan bir “barbar terörist” olduğunu söyleyebilirler mi?
Yavuz Sultan Selim, yalnız Osmanlı topraklarında yaşayan Müslümanların değil, tüm dünya Müslümanlarının Halifesi değil miydi?
Değerli Dostlar,
Başta Amerika ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada insanların yüreğini korkudan ağızlarına getiren IŞİD Müslümanlarını bir yana bırakıp ülkemizdeki bazı Müslümanların eylemlerine bir bakalım.
Aşağıdaki eylemler, “Elhamdülilllah Müslüman’ım” diyen “Muhafazakâr” kişiler tarafından işlenmiştir.
• Diyanet Başkanlığı’nın internetteki resmi sitesinde verilen fetva: “Babanın öz kızına şehvet duyması haram değildir.”
• 78 yaşındaki şeriatçının koynuna sokulan 13 yaşındaki kız çocuğuna, Adli Tıp Kurumu tarafından “Ruh sağlığı bozulmadı” raporu verildi.
• Yetiştirme yurdundaki erkek çocuklarına cinsel tecavüzde bulunan Din ve Ahlâk Dersi öğretmeni, sosyal hizmetler müdürü yapıldı.
• AKP milletvekili, hayvanlara tecavüz eden insanlara, yeniden hayvan sahibi olmaları için “bir şans daha” verilmesini önerdi.
• Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 11 yaşındaki kız çocuklarının dedeleri yaşındaki morukların yatağına sokulmasını “küçüğün de rızasıyla” diye açıkladı.
• Türkiye Devlet İstatistik Kurumu’nun (TÜDİK) verilerine göre Türkiye’de 2002–2016 sürecinde:
- 18 yaşın altında 440. 000 (dört yüz kırk bin) kız çocuğu doğum yaparak anne oldu.
- 15 yaşın altında cinsel istismara uğrayarak “anne” olan çocuk sayısı, 15.937 (on beş bin dokuz yüz otuz yedi).
- Çocuklara cinsel saldırı davaları son 10 yılda üçe katlandı, 483.000 (dört yüz seksen üç bin) çocuk evlendirildi.
Tüm bu gerçekler göz önündeyken, yukarıdaki eylemleri yapanların “Gerçek Müslüman” olmadıklarını iddia edebilir misiniz? Etseniz bile size kim inanır?
Değerli Dostlar,
Günümüzde Amerika ve Avrupa’da İslam’dan korkan, Müslüman’dan korkan Hıristiyanlar, bu korkularında yalnız değiller.
İslam dünyasında da “Müslüman’dan Korkan” Müslümanlar da görülmüştür!
Size bir örnek sunacağım.
Azerbaycan Türk Edebiyatı’nın en ünlü şairlerinden, Müslüman hiciv ustası, Mirza Ali Ekber Sabir’in (1862–1911), GORHURAM başlıklı ünlü şiirinden sadece iki diziyi paylaşıyorum.
GORHURAM
“Bir sürü aslan görürem gorhmuram
Harda Müselman görürsem gorhuram.”
Günümüz Türkçesiyle:
KORKUYORUM
“Bir sürü aslan görüyorum, korkmuyorum
Nerde Müslüman görürsem, korkuyorum.”
Değerli Dostlar,
15 Temmuz 2016 gününün gecesi Türk milletine ve seçilmiş hükümetine karşı darbe düzenleyen FETÖ’nün teröristleri de Müslüman değil mi?
FETÖ’den “Gorhmuram” diyebiliyor musunuz?
1.300 yılı aşkındır “İslam” adını kullanan Uydurma Din’in mezhepçilerinden, tarikatçılarından, cemaatçilerinden, şeyhlerinden “Gorhmuram” diyebilir misiniz?
Yılmaz Dikbaş
24 Kasım 2016, Perşembe