15 Temmuz 2015 Çarşamba

SAHTE SOLCULARDAN KURTARMADIKÇA‏!...Dr. Sibel T. Ertunc & Cemil Can

SAHTE SOLCULARDAN KURTARMADIKÇA‏
Dr. Sibel T. Ertunc Turkishforum - Turkish Times Managing Editor & Cemil Can
[TF ADVISORYBOARD - Turkish Forum Dunya Turkleri Birligi]
Foreign Affairs (1) dergisini ABD Dışişleri Bakanlığı çıkartıyor…
Aşağıdaki cümleleri bu dergide yayınlanan “KÜRT BİRLEŞMESİ” başlıklı makaleden özetleyerek yazdım…
Makalede herşey o kadar açık ifade edilmiş ki, hiçbir yoruma ihtiyaç duyulmadan “müttefikimiz” ABD'nin dostluğunun derecesini en yetkili kurumlarının ağzından öğrenme olanağını bulabiliyoruz…
Daha da önemlisi; kendilerini “solcu” olarak tanımlayan pek çok kişinin; emperyalist propagandalarının etkisi altında, genellikle farkında olmadan “HDP'ye barajı atlatma” yalanına inandırılıp kullanıldıklarının kanıtlarına rastlamaktayız…
Bugün ülkemizin kaosa sürüklenmesinin başlıca aktörü olan bu insanlar,PKK'yı Meclis'e sokmakla ülkemizin başını derde soktular.
Halk AKP'yi iktidardan düşürmüş olmasına rağmen, “sahte solcular”ın (2) ilkesizliği yüzünden; çoğunluğu teşkil eden muhalefet partileri hükümeti kuramamaktadırlar…
Siyasi zemin, adeta AKP'nin iktidarını sürdürülmesi için hazırlanmış gibidir…
Okuyalım:
“OY DESTEĞİ VE GÜÇ YIĞILMASI
Kürtler son zamanlarda Türkiye-Suriye sınırında özerklik için önemliilerlemeler kat etti.
Suriye’de savaş alanında kazandılar, Türkiye’de seçim sandığında…
Kürt odaklı bir parti, ilk defa parlamentoda yer alıyor ve bu birdönüm noktasıdır…
Sınırın iki tarafında da galip olan PKK'dır…
PKK’nın Suriye’de yarattığı ortak parti (PYD), ISIS’e (IŞİD) karşızafer kazandı…
PYD, stratejik kasaba Tel Abyad’daki IŞİD kuşatmasını ABD hava kuvvetlerinin desteği ile kırarak küresel sempati kazandı…
HDP’nin parlamentoya girmesi ve PYD’nin Suriye topraklarında kontrolü; önümüzdeki 10 yıl içerisinde; Ortadoğu’daki 30 milyon Kürt’ü bir araya getirecek olan Kürt konfederasyonu için yeni bir sayfa açmıştır…
Özerklik için bir yol haritası sunan Öcalan’ın, bu planının gerçekleşebileceğini, HDP’nin siyasi PYD’nin askerizaferi gösteriyor…
PKK’nın geleceği hiç bu kadar parlak görünmemişti…
YENİ ORTAKLIKLAR
Kürtlerin yaşadığı; Suriye, İran ve Irak’ta PKK-PYD’ye bağlı siyasi partilerin kurulması ile oluşmaya başlayan Kürdistan, Öcalan için biratılımdır…
Suriye’de 3 kantonun kurulması, Türkiye Kürdistanı ve sınır ötesikonfederasyon için temel bir yoldur…
Irak Kürdistanı’nın Rojava’yı (Batı Kürdistan) tanımasıçok önemlidir…
Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi'nin, IŞİD savaşçılarından korunmak amacıyla, Nisan 2014’te Rojava ile arasına kazdığı 10,5 km lik sınır bir işe yaramadı…
Peşmergeler aylar sonra çekildiler…
IŞİD Sincar Dağı’nı kuşattığı zaman, PYD’ye bağlı YPG’den 10 binsavaşçı, Kürt Yezidilerini kurtarmak için Rojava’da bir koridor oluşturdu.Yezidilerin tahliyesi sırasında PYD ve YPG’nin medya görüntüleri, PKK’ya yaygın beğeni kazandırdı…
Pan-Kürt misyonunun gelişmesine katkı sağladı…
Benzer şekilde, Batı öncülüğündeki hava saldırıları yoluyla, Rojava’yı destekleyen bir politika benimsendi…
Sincar saldırısı sırasında, ABD’nin hava saldırıları ve Kobani kuşatması sırasında PYD’ye silah ve cephane vermesi ile ancak Kürt askeri dayanabildi…
Batı PYD’nin mücadele gruplarına sıcak, RTE ise serin ve mesafeli durmaktadır…
Kürt kantonlarının kurulmasından sonra, 30 yıl süren ve 40 bin kişinin hayatına mal olan isyanı durdurmak, Öcalan’ın tek yanlı ateşkes ilanı ile mümkün olabildi…
Ankara’nın desteği ile Kürt konfederasyonu kurulmasına şimdi Erdoğanitiraz ediyor…
18 Ekim 2014’te Erdoğan IŞİD gibi PKK’nın da terör örgütü olduğu fikrini ileri sürdü…
Kobani düşmek üzereyken, ABD yardıma geldi ve bunun üzerine, Ankara 200 peşmergenin geçişine izin verdi, fakat PYD’nin ikmal içinkara koridoru açılması talebini reddetti…
Kürtlerin artık bir ivme, meşruiyet ve uluslararası desteğe ihtiyacı var…
Adeta bir ön savaş gibi olan seçimler (sandık) bu desteği sağlamıştır…
OYLAR!
Kürtlerin ve Kürt olmayan solcuların desteği ile yüzde 10 barajını aşan HDP, mecliste 80 sandalye kazanmıştır…
AKP’nin Meclis'teki çoğunluğu sona erdi, başkanlık sistemine geçmek için yapacağı anayasa değişikliği de engellendi…
HDP’nin başarısı yeni bir dönemi başlatıyor…
HDP’nin selefi BDP, 2013 yılındaki Gezi protestolarında kenarda oturmuştu.
Türkiye solu, bu durumu Öcalan tarafından Erdoğan’a verilmiş siyasikredi olarak değerlendirdi…
Daha sonra Türk solu da Kürt hareketi ile birlikte hareket etti…
Yaklaşık 1,5 milyon muhafazakar Kürt de AKP’den kopup BDP’yi destekledi…
SONRA NE OLUR?
Doğum oranları da göz önünde tutulursa; Kürtler, parlamentoda siyasi bir güç olarak bulunmaya devam edeceklerdir…
PKK, Ankara arasındaki ateşkes ile Kürtler demokratik yollarla özerklik hayallerini elde edebilirler…”
Altın değerinde derslerle dolu bu makaleden; küresel güçlerin Ortadoğu'ya ilişkin planlarını ve ihanetin hayata geçirilmesinde, genellikle hangi tip insanları kullandığını öğrenmiş bulunuyoruz.
Emperyalist projelerde bilerek yer alanların vatan haini, bilmeden destek olanların ise aymaz olduklarında en ufak bir kuşkumuz kalmadı…
En acısı ise, gerçek sol ile en ufak bir bağı olmayanların, solcu kisvesi altında geniş yığınlara sunulmuş olmaları. Her seferinde halkı aldatmanın bir yolunu bulabiliyorlar.
Emekçi kesimi temsil etsin diye seçilenler, rantiyeci ve düzenin adamları çıkınca, Y-CHP'nin AKP ile ortaklık kurmak için can atmasına şaşırmamak gerekir…
Kazık yiyerek öğrenmek kaderimiz olmuş!..
Cemil Can
DİP NOTLAR:
(2) Türkiye İşçi Partisi'nin lideri Mehmet Ali Aybar'ın, belkemiksizler/omurgasızlar olarak tanımladığı sahte solcuları, 1967-68 yılları TİP Onur Kurulu Üyesi, Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Ali Nadir Savaşer, çok yerinde ve haklı olarak:”Tarihin ilk antiemperyalist kurtuluş savaşını kazanarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile çağdaşlığa kavuşan Anadolu medeniyetleri sentezinin ulusal değerlerini, milli kimliğini ve kazanımlarını özümseyemeyen, tuzukurı yarı-cahil güruh grubu, hep kendilerini evrenselliğe erişmiş sanarak, herşeyin doğrusunu bildiklerini düşünürler. Ulusal olmadan evrensel olunamayacağını gerçeğini bilmezler. Genellikle varsıl sınıftan gelen bu kişiler, halktan kopuk yaşarlar. Hayattan edindikleri tecrübeleri kavramaktan yoksundurlar. Kişisel çıkarları ve kaygıları her şeyin üzerindedir. Bağımsız değil, taklitçidirler. Kendi halkının ulusal yaşam kültüründen yoksun bu insanlar, sosyalist olduklarını söyleyerek kendi sınıfşlarına da şekilsel olarak ters düşüp yaşadıkları ülkeye ve topluma yabancılaşırlar. Kişiliklerini bulmaya çalışırlar. Dolayısıyla 'ulusal kimlik'. 'vatan' gibi kavramların yabancısıdırlar. Bu sahte solcular kendilerine değil, yönetici bir güce bağlı oldukları için şartlara göre fırl fırıl dönerler. Genellikle korkaktırlar” şeklinde tanımlamaktadır...

10 Temmuz 2015 Cuma

KADİR GECESİ, “Leyle-i Kadr”, Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

 KADİR GECESİNİN FAZİLETİ ve ÖNEMİ
“Leyle-i Kadr”
Mustafa Mete İSLÂMOĞLU
KADİR GECESİ İSLAM ÂLEMİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR
KADİR. GECESİ NUR GECESİDİR. KADİR GECESİ İLAHİ SESLENİŞ GECESİDİR. KADİR GECESİ İMAN GECESİDİR. KADİR GECESİ KUR-AN GECESİDİR..    
Çünkü bu gecenin birçok önemli hadisesi vardır. İşte bu yüzden Kadir Gecesi nedir ve Kadir gecesi neden mühimdir. Sizlere açıklamaya çalışacağım. Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan’ın yirmi yedinci gününün gecesinde olduğu kabul edilir.  Peygamber Efendimiz bunun kesinlikle hangi gece olduğunu belirtmemiş, ancak; “Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız” demiştir.
Aslen Hadislerde Ramazan’ ın 20. gününden sonraki tek günlerde aranması söylenmesine rağmen, daha sonra karmaşa çıkmaması için Ramazanın 27.gün – 28. gecesi Kadir Gecesi sayılmıştır. Hicrî takvime göre de Kadir Gecesi Ramazan Ayı’nın son 10 gününde bulunur. Kur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. Kadir gecesinin fazîleti, üstünlüğü (bin aydan daha fazîletli, kıymetli, hayırlı olduğu), bizzât Allahü teâlâ tarafından, Kadir sûresinde açıkça bildirilmiştir.Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır:
“Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar.”
Resulullah efendimize kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri salih amelleri işleyemezler diye düşününce, Allahü teâlâ Ona bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti.
Kadir Gecesinin Fazileti Ve Yapılması  Gerekenler.
 Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
- Kadir Gecesi olunca Cebrail, bir gurup melek arasında yere iner. Yere inen melekler gerek ayakta ve gerekse oturarak Allah’i zikreden her kulu selâmlarlar, onun için istigfar ederler.»
Ebû Hureyre buyurur ki; «Kadir Gecesi, yeryüzüne çakıl sayısından çok melek iner. Onların inmeleri için gök kapılarının hepsi açılır. Her yana nûr saçılırr. Büyük bir tecelli meydana gelir ve bu gece Meleküt âlemi açılır. Fakat bu husûsda insanlar birbirinden farklıdır.
Kimine hem gök yüzünün ve yeryüzünün Melekütu birarada açılır. Gök yüzünün perdeleri aradan kalkınca bu kimseler ayakta dikilen, oturan, secdeye kapanmis, zikreden, şükreden, tesbih eden ve tehiil eden bütün melekleri asli kimlikleri ile görürler.
Kiminin önüne cennet açilir ve orada evleri, köskleri, hurileri, nehirleri, agaçlari, meyveleri görür. Gögün tavanı olsa Arş’ı müşahede eder.
Peygamberlerin, velilerin, sehidlerin. siddiklarin konaklarini görür. Bu Meleküte dalar, rahmet deryasinda gezintiye çikar. Cehennemi, onun tabakalarini ve içindeki kâfirlerin barinaklarini ve diger fevkalâdeliklerini görür.
Kimin de önünden Allah ile arasindaki perde kalkar da O’ndan gayri hiç bir seyi görmez olur.»
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kim Ramazanin yirmî yedinci gecesini sabaha kadar ibadet ile geçirirse, bu benim nezdimde bütün Ramazan geceleri yapilan gece ibadetinin hepsinden daha sevimlidir.”
Hz. Fâtimâ «Babacigima geceyi ibâdet ile geçirecek gücü olmayan kadin ve erkekler ne yapsin» diye sordu.
Peygamber ‘imiz ona su cevabi buyurdu;
“Onlarin yastiklarini dikip üzerine yaslanarak bu gecenin herhangi bir saatinde oturup Allah’a dua etmeleri, benim için bütün ümmetimin bütün Ramazan Gecelerinin hepsinde yaptiklari ibâdetten daha sevimlidir.»
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kim iki rek’at namaz kılıp istiğfar ederek Kadir Gecesini ibâdet ile geçirirse Allah tarafindan bütün günâhlari bağışlanır. Allah’in rahmetine gömülür. Cebrail (A.S), kendisini kanadi ile okşar. Cebrail’in (A.S.) kanadi ile okşadığı kimse cennete girer.»
Kalblerin Keşfi İmam Gazali
Kur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. Kadir gecesinin fazîleti, üstünlüğü (bin aydan daha fazîletli, kıymetli, hayırlı olduğu), bizzât Allahü teâlâ tarafından, Kadir sûresinde açıkça bildirilmiştir.Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır:
“Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar.”
(Kadir Suresi )
Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:
“Kim Kadir Gecesi’nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.”
“Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır.”
Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :
-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:
– Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa’fü anni. (Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)
Peygamberimiz (sav) buyuruyor:
 “Kadir gecesinde bir defa, Kadir sûresini okumak, (başka zamanda) Kur’ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevâptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle geçirmekten daha kıymetlidir.”
Bu mübarek gecede dua sünnettir. O icabet vakitlerinden birisidir. Süfyan-ı Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur’ân okuyup da dua ederse güzel olur.
İbnü Hacer Heytemî Tuhfetü’l-Muhtâc’da der ki:
“Kadir gecesini görene, saklaması sünnettir. Onun kemâliyle faziletine ancak Allah Teâlâ’nın bildirdiği kimseler nail olur.”
Kadir Gecesi Geçmişmidir Yoksa Tekrar Etmekte midir?
Kadir gecesi, meşhur olduğu üzere, Kur’ân’ın nazil olduğu veya sabahında Bedir zaferinin vuku bulduğu gece olduğuna göre o bir defa olmuş geçmiştir. Her sene Ramazan’da olacak olan onun şeref ve hatırasıdır, demek olur. Nitekim bazıları onun bir defa olup kalktığını kabul etmişlerdir. Fakat Kadir gecesi onlardan dolayı değil, onlar Kadir gecesine rastlamış olduğuna göre de Kadir gecesi bütün sene içinde gizli olup, en çok Ramazan’da ve en çok son onunda ve en çok yirmi yedinci veya sonuncu gece olması ihtimali en galip bulunan mübarek bir takdir gecesi olarak tekrar eder ki, bilinen, çoğunluğun görüşü de budur.
Kadir Gecesi Her Sene Ramazanın Aynı Gününe mi Geliyor?
Hayır. Allahü teâlâ, Kadir gecesini gizlemiş, yani Ramazan ayının çeşitli günlerine koymaktadır. Bu sene Ramazanın birine koyarsa öteki sene Ramazanın yedisine koyabilir, Kadir gecesi o gece olur. Diğer geceler gibi falanca ayın belli bir günü yapmamış, bu geceyi gizlemiştir. Bu gecenin aylarla ilgisi yok, gece ile ilgisi var. Kadir gecesi Ramazanın 27. gecesinde Kur’an-ı kerim inmiş ise, bu sene de Kadir gecesi Ramazanın üçüne alınmış olabilir. Demek ki bu mübarek gece Ramazanın üçüne geldi. Ay mefhumundan sıyrılmak gerekir. Diğer geceler ayla ilgili, Kadir gecesi ayla ilgili değil, gece ile ilgilidir. Allahü teâlâ dileseydi her aya bir tane koyardı ve her ayda Kadir gecesi olabilirdi. Kur’an-ı kerimin indiği bu geceyi de her ay kutlardık.
İlk defa Kur’an-ı kerimin nazil olduğu gecenin hususiyetini, faziletini ve bereketini Allahü teâlâ her sene başka bir geceye veriyor. Yani her sene değişik bir gecenin o kıymet ve fazileti taşımasını irade buyuruyor. Kur’an-ı kerimin nazil olduğu o mübarek gecenin her sene-i devriyesinde aynı gecenin o fazileti taşıması icap etmiyor. Başka bir gece o fazileti taşıyabiliyor. (4)
Kadir Gecesi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
Denizlerin suyu bir an tatlılaşır.
Kadir gecesi, açık ve sakin olur, ne sıcak, ne de soğuk olur. Bulut yoktur. Yağmur ve rüzgar yoktur.
Ertesi sabah güneş, kızıl olup, şuasız doğar.Yükselinceye kadar sanki büyük bir tabak gibidir.
Kadir Gecesinde köpek sesi duyulmaz diyen âlimler de olmuştur.
Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir?
Kadir gecesinin, Ramazanı şerifin 20.sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit hadis şerifler varid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyüklerimiz de vardır.
İmamı Şa’rani Hazretleri, Kadir gecesinin kaçıncı gece olduğunu, Ramazanı şerifin giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir. İmamı Şarani Hazretleri 30 sene Kadir gecesiyle bu tarife göre müşeref olmuşlardır. Bir çok Allah dostuda bu usulle Kadir gecesini bulmuşlardır.
 Pazar günü girerse 29.gece,
 Pazartesi girerse 21.gece,
 Salı girerse 27.gece,
 Çarşamba girerse 19.gece,
Perşembe girerse 25.gece,
 Cuma girerse 17.gece,
 Cumartesi girerse 23.gece.
Kadir Gecesinin 27.Gecedir Diyenlerin Delilleri
Ulemanın ekserisi “Leyle-i kadir ramazan ayının yirmi yedinci gecesidir.” demişlerdir. Bu görüşün sahibi bulunan ilim adamları delil olarak şu hadis-i şerifi göstermektedirler: “Leyle-i Kadir, yirmi yedinci gecedir.”
Bu nakli delile ilaveten akli bir delil ile mevzûu daha belirgin hale getirmek istiyorum. Süre-i celilede (Kadir Suresi) “Leylet’ül Kadri” lafzı üç yerde geçmektedir. Bu lafzın harfleri dokuz tanedir. Bu sayıyı üçle çarptığımız zaman çıkan yekün de yirmi yediyi göstermektedir. (3)
Her geceyi kadir, her gördüğünü Hızır bilmek
Din adamlarının bazısı, leyle-i kadrin senenin günleri içinde gizlenmiş olduğunu söylemişlerdir. İhmalkarlık yapmasınlar ve diğer geceleri de ihya etsinler diye bu gecenin gizlendiğini ifade etmişlerdir.
Hızır aleyhisselam da gizlenmiştir. İlim adamlarına ve zahid kimselere gösterilen alaka, fukara ve gurebaya da gösterilmelidir. bu ihtimalden dolayı:
“Her geceyi kadir bil, her gördüğünü Hızır bil” denilmiştir. (3)
Cenab-ı Hak bu geceyi hakkıyla ihya eden kullar arasına bizleri de ilhak eylesin ve bizi zatına kul ve Habine ümmet olma şerefinede daim eylesin. inşaALLAH
Kadir Gecesini nasıl ihya edeceğiz?
Yatsı namazında zammı sure olarak Kadir suresini okumalı.
Bir iki sayfa Kur’an-ı kerim okumalı.
Az da olsa sadaka vermeli.
Bu gece 4 rekat Kadir Gecesi Namazı kılınır.
 1.rekatta : 1 Fatiha 3 İnna enzelnâhü
2.rekatta : 1 Fatiha
 3 İhlası Şerif
3.rekatta : 1 Fatiha
 3 İnna enzelnâhü
4.rekatta : 1 Fatiha
 3 İhlası Şerif
Namazdan sonra 1 defa:
Allahü ekber Allahü ekber La ilahe illalahü vallahü ekber Alahü ekber ve lillahil hamd
100 defa Elem neşrah leke…
100 defa İnna enzelnâhü
100 defa da Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in Hazret-i Âişe (r.a.) Vâlidemiz’e öğrettiği şu duâ okunup, sonra duâ yapılır:
Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa’fü anni, okunup dua yapılır.
“Allahım! gerçekten Sen çok affedicisin, affı seversin, öyleyse beni affet.”
Mümkünse, kadir  gecesi olması sebebiyle bir de TESBİH NAMAZI kılınır.
ve bir müjde ile noktalıyalım:
“Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihyâ eden, Kadir gecesini ihyâ etmiş gibi sevâb kazanır”
hadîs-i şerîfini düşünülerek, sık sık vâki olan 27. gece ihyâ edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevâba kavuşulur.  .  Bu mübarek geceyi samimi kalb ve huşu ile ihya edelim inşaALLAH. “HATALARIMDAN RABBİMİN AFFINA SIĞINIRIM”
“CÜMLE İSLAMIN LEYLE-İ KADR-İ MÜBAREK OLSUN”
KAYNAKLAR: 1) Elmalı Tefsiri  2) Mübarek Gün ve Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen Dua ve İbadetler, Fazilet Neş.1983.  Mehmed Emre, Erhan Yayınları, 1998  4) Mehmet Ali Demirbaş, Kadir Gecesi.  
Selam ve dualarımla, 10-Temmuz-2015, Alanya.

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Ertuğrul MAT: "PİŞMANLIK DİLDİRSEYDİLER ASILMAYACAKLARDI"


Eski Adalet Partisi Milletvekili Ertuğrul MAT: 

"PİŞMANLIK DİLDİRSEYDİLER ASILMAYACAKLARDI"


Evin GÖKTAŞ

Eski Adalet Partisi Milletvekili Ertuğrul MAT: PİŞMANLIK DİLDİRSEYDİLER ASILMAYACAKLARDI
14. Dönem Adalet Partisi Milletvekili ve Gazeteci Avukat Ertuğrul Mat, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın sözlerine atıfta bulunarak Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının pişmanlık bildirmesi hâlinde cezalarının müebbet hapse çevrileceğini ancak “kahraman yaratma sevdası” ile avukatlarının böyle bir şeye yanaşmadığını ileri sürdü. 
Mat, 1960 İhtilali sonrasında idam edilen Adnan Menderes ve arkadaşlarına karşılık AP milletvekillerinin Deniz Gezmişlerin idam kararları Meclis'te görüşülürken "Üçe üç." diye bağırmadığını, Meclis zabıtlarında da tespit edilemeyen böyle bir iddianın gerçeği yansıtmadığını belirtti.
EVİN GÖKTAŞ - 14. Dönem AP Bursa Milletvekili ve Gazeteci Avukat Ertuğrul Mat, "Demokrasi Yolunda Karınca Misali" isimli 2 ciltlik eserinde, 12 Mart Dönemi’nde yapılan idamlarla ilgili olarak gündemi değiştirecek iddialarda bulundu.
Ertuğrul Mat, Berikan Yayınevinden çıkan eserinin "İstanbul ve Ankara Günleri" başlığını taşıyan 1. cildinde 12 Mart Dönemi’nde yapılan idamları da değerlendirdi. Mat, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın sözlerine atıfta bulunarak “Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın pişmanlık bildirmeleri hâlinde cezaları müebbet hapse çevrilecekti.” dedi.
Ertuğrul Mat, ancak “kahraman yaratma sevdası” ile her üç gencin avukatlarının böyle bir şeye yanaşmadığını ileri sürdü. 
1960 İhtilali sırasında idam edilen Adnan Menderes ve arkadaşlarına karşılık AP milletvekillerinin idam kararları Mecliste görüşülürken "Üçe üç!" diye bağırmadığını, o dönemin Meclis zabıtlarında tespit edilemeyen böyle bir iddianın gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
Ertuğrul Mat, 2 cilt hâlinde topladığı anılarının siyasi yaşamıyla ilgili bölümleri, siyaset dersi niteliği taşıyor. Yakın tarihimizde iç ve dış politikada yaşanan önemli olayları herkesin anlayacağı temiz bir Türkçeyle kaleme alan Mat; Türkiye'de siyaset yapanların, siyasete soyunanların ve ilgi duyanların, devleti idare eden bürokratların, geleceğimiz olan gençlerin yararlanacakları bilgilerin yer aldığı bir eser ortaya çıkarmış.
Türkiye'nin son 50 yıllık siyasi tarihine ışık tutan Ertuğrul Mat'ın 12 Mart Askeri Muhtırası’ndan sonra 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilen yasa dışı THKO’nun lideri Deniz Gezmiş ve arkadaşları Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan'la ile ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Gezmiş ve arkadaşlarıyla ilgili askerî mahkemenin verdiği idam kararı lehine Mecliste oy kullanan üyeler hakkında hep ağır eleştiriler yapıldığını hatırlatan Mat, şöyle devam etti: 
"Bu eleştirilerden en ağırı, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararlarının TBMM’de onaylanmasını, Menderes ve arkadaşlarının asılmasının rövanşının alındığı ve coşkuyla 'Üçe üç!' temposuyla bağırıldığının söylenmesidir. Biz Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesini, niye intikam almak gibi görelim ki? Adnan Menderes ve arkadaşlarını, Deniz Gezmiş ve arkadaşları asmamış, Yassıada'daki o adaletin yüz karası mahkemeyi bunlar kurmamıştı. 'Sizi içeriye tıkan kuvvet böyle istiyor.' diyen Salim Başol'la, Ömer Altay Egesel'i o mahkemeye Deniz Gezmiş ve arkadaşları tayin etmemişti. Ayrıca Deniz ve arkadaşları Menderes'in kolunda sigara da söndürmemişti. İdam sehpasına çıkmasından birkaç dakika önce, 'Prostat muayenesi yapıyoruz.' diyerek Menderes'in makatına parmak sokanlar da Deniz Gezmiş ve arkadaşları değildi. Evet, hiçbirimizde intikam ve deşmek duygusu yoktu. Nasıl olsun ki? Kısasta muadelet, müsavat ve adalet vardır. Cana can, kana kan, kadına kadın, erkeğe erkek, çocuğa çocuk kardeşe kardeş, kola tol, bacağa bacak olur. Eğer kısasın manasını kavramışsak, Deniz Gezmiş nasıl Adnan Menderes'in, Hüseyin İnan nasıl Fatin Rüştü Zorlu'nun, Yusuf Aslan da nasıl Hasan Polatkan'ın muadili olur ki? Biz, bu müsavatsızlığı görmeyip, hasıl olur da 'Adalet tahakkuk etti. İntikamımız alındı.' diye sevinebilir ve 'Üçe üç!' çığlıkları atabilirdik?"
“HEYET, İDAM CEZASINI MÜEBBET HAPSE ÇEVİRECEKTİ”
Yazar Ertuğrul Mat, eserinde “Deniz Gezmiş ve arkadaşları eğer af dileselerdi idam cezaları müebbet hapse çevrilecekti.” iddiasında bulunurken şu görüşlere yer verdi:
“Bazı yazarlar tarafından, duruşmalar sırasında Askerî Mahkeme Başkanı Tuğgeneral Ali Elverdi ile Askerî Savcı Baki Tuğ’un, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına, ‘Özür dilesinler, affedelim.’ diye haber gönderdikleri ileri sürülüyor. Tabii ki ne Ali Paşa’nın ne de Baki Tuğ’un af yetkisi vardı. Eğer böyle bir haber gönderilmişse bunu mahkeme heyetinin ölüm cezasını müebbet hapse çevirmek için bir ‘takdiritahfif sebebi’ arayışı olarak değerlendirmek lazım.  Ali Elverdi Paşa’nın oğlu, benim de sevgili kardeşim Avukat İskender Elverdi’den aldığım şu mesaj, görüşlerimi teyit etmektedir: 
‘Babamla ilgili olarak yazıda geçen pişmanlık bildirmeleri hâlinde affedilecekleri yönündeki kısmı yüzde yüz doğrudur. Affedelim sözündeki kasıt elbette “takdiritahfif” nedeni olarak kabul edilip cezalarının en fazla müebbet hapse dönüştürülmesiydi. Bunu babamdan da heyetin takdir hâkimleri Ahmet Tetik ve Mehmet Turan’dan da sayısız defa duydum ve dinledim. Heyet idam kararı vermemek için çırpınırken onlar âdeta kendi kendilerine zorla kıydılar. Avukatları da görevi yapmadı. Birilerinin kahraman yaratma sevdasının kurbanı oldular.’ 
Bu kararların onaylanması için hiç bekletmeden Meclise sevk eden hükûmet de Adalet Partisi hükûmeti değil; Nihat Erim hükûmetiydi. Meclisin kararı da nihai karar değildi. Bu kararın Senatodan da geçmesi ve cumhurbaşkanı tarafından onaylanması gerekmekteydi.”
“PİŞMAN OLDUKLARINI YAZILI OLARAK BİLDİRSİNLER”
Senatoda Adalet Partisine ait çoğunluğu frenleyecek bir sistemin olduğunu hatırlatan Mat, “Bu engelleme, halk tarafından seçilmemiş, silah zoruyla Senatoya yerleştirilmiş. ‘Temelliler’ olarak anılan Millî Birlikçilerle ihtilalci geçmişi olan Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından tayin edilen 15 kontenjan senatörü tarafından yapılmaktaydı.” hatırlatmasında bulundu.
Mat, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararlarının onaylanma sürecini şöyle anlattı:
“Parlamentonun bu üç gencin idam kararlarının onaylanmasının sebebi neydi? Deniz Gezmiş’in muhakemesi esnasında, ‘silahlı devrimden vazgeçmeyeceğini’ söylemesi, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın infazı onaylamadan evvel birkaç gün bekleyip ‘Pişman olduklarını hapishaneden yazılı bir açımlama ile bildirsinler.’ demesine rağmen çağrısının cevapsız kalması, Meclis ve Senato üyelerinin oylarını etkilemiştir. Atatürk de kendisine suikast tertip eden Laz Ziya’ya (Ziya Hurşit) ‘Seni affedersem vazgeçecek misin?’ diye sormuş;  ‘Vazgeçmeyeceğim.’ cevabını alınca asılmasına onay vermişti. “
“AVUKATLAR MİTOLOJİK KAHRAMAN YARATMAK İSTEMİŞTİR”
“Deniz Gezmiş olayını bir kez daha hatırlayıp düşünürken bu olay hakkında yazılan kitapları bir kere daha okurken şu kanaate vardım:
‘Avukatlar askerî mahkemeye cezayı hafifletici sebepler sunmayarak onu bile bile ölüme göndermiş, onun ölüsünden mitolojik bir kahraman yaratmak istemiştir. Oysaki bir avukatın ilk görevi yaşatmaktır. Kemal Tahir de ‘Kurt Kanunu’ adlı eserinin önemli karakterlerinden birisine ‘Önemli olan asılmamaktır. İpten kurtulursan gerisi gelir.’ demektedir. Şimdi, bu olayları hatırladıktan sonra, ‘Eğer, 1968 Hareketi’nin en büyük lideri Kızıl Danny, Avrupa Parlamentosuna seçilmişse, bir kadın gerilla olan Bulgar asıllı Dilma Rousseff şimdi Latin Amerika’nın en büyük ülkesi Brezilya’da devlet başkanı olmuşsa, Sıhhiye’de ellerindeki bombayı fırlatıp yüzlerce kişinin ölümünü göze alan Uluç Gürkan, Türkiye’de TBMM Başkan Vekilliğine yükselmişse, Hasan Cemal bilge kişi sayılmışsa, Ertuğrul Kürkçü Meclis kürsüsüne çıkıp yemin etmişse, bunları düşünüp işte tam burada ‘Keşke!’ diyoruz. Biz bu keşke ile kendimizle yüzleşirken bizi küfürle ananların da kendileriyle yüzleşmeleri gerekmez mi? İşte size tam bir Keşke yazısı.”

4 Temmuz 2015 Cumartesi

TÜRKLERİN ve TÜRKİYE’NİN GÖZYAŞLARI; Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

TÜRKLERİN ve TÜRKİYE’NİN GÖZYAŞLARI
Mustafa Mete İSLÂMOĞLU
8 Haziran ruleti dönmeye başladığından beri dünyanın en azılı  Türk ve Türkiye düşmanları mevzilendiler! Nişanlar alındı, gez, göz, arpacık ayarları tamam. Hedef tam 12 ve sinsi bekleyiş gece gündüz devam ediyor. Doğru yolda doğru niyetle yürümeyi düşünenlerin ince ayarları verildi.
Ve... puşt gillerin talimatı bekleniyoooo... 8728. km olan uzaktan gelecek net talimatların diğer mesafesi ise sıfır” yani, ALOOOO) bütün dengeler değişecek!
Kürt Ayaklanması beklenmedik bir başlangıca hazır onlara komut imralıdaki bir villa sakininden gelecek. Yani TÜRKİYE’NİN GÖZYAŞLARI didelerinin dolmasını beklemekte.
Büyük Türkiyenin hayal edilen Yolunu Suikastler ve İhanetler kesecek. Rulet büyük oyuncuların Elinde dönmeye devam ediyor gibi gözüksede ipin ucu puitun elinde...Ortadoğu'da tarihi değiştirmek için yola çıkanlar, ülkeleri bölmeye, liderleri değiştirmeye ve en önemlisi iç savaşlara hız vermeye başladı... 22 devletin sınırları ve medeniyetleri ile değişime uğrayacağını söyleyen puşt gillerin dışişleri bakanı, Türkiye'yi bekleyen tehlikeyi haber verdi.
Ve sonunda, beklenen gün yaklaşt!!!
SORUYORUM?
SİZ BUNDAN NE ANLADINIZ?
İstanbul'da ele geçirilen roketler, Kuzey Irak'tan sınırlarımıza sokulan on bin adet G-Luck marka tabanca, sokak aralarında yapılan küçük çaplı gösteriler... Kimlik tartışmaları, mafya çatışmaları ve yabancı askeri heyetlerin Ankara ziyaretleri tek bir gerçeği işaret ediyor:
Türkiye'de iç savaş bağıra bağıra "geliyorum" derken, sınırlarımızın güvenliği tehlikeye düşmüş durumda. "Bu ülkede herkes Türkiyeli!." diyen dönemin başbakanına, "Ne Türkiyesi, bizim Kürdistanımız'a ne oldu!" naraları atanlarla kolkola girdiklerini unutamadım. KÜRDİSTANIMIZ ne olacak diyenlerle kan bağınız var. Akrabasınız.kadm dostunuz onlar bunu nasıl inkar edeceksiniz?
Herkes gerçeği yazmalı; gerçek, akıllara kazınmalıdır. KALEM-İ YARADAN Hz. ALLAH’dır. Kalem yaz diyor, ben yazmam diyemem... sivri dilli falanda değilim. Belki dünyanın en yumuşak dilli insanı benim hiç kimseye sövmem, hakaret etmem adeta bir balkon çocuğuyum. Gel gelelim ki; görmek istemediğimiz vahşi manzara ise adım adım Kürdistan'a giden gerçekleri gözlerimize soka soka bize göstermektedir. Müslüman çocuklar katledilirken Müslümanım diyenlerin sesizliği  “dilsiz şeytanlık değil de nedir?
Tüm inananların eşit sorumluluğu olan berberkşk ve huzurlu yaşamdan sizler bihabermisiniz?, Allah'ın (cc) ayetinde belirttiği gibi, "... Kim cehd ederse (çaba gösterirse), kendi nefsi için cehd etmiş olur..." (Ankebut Suresi, 6). Bir başka ayette ise Allah iman edenlerin bu sorumluluğunu şu şekilde belirtmiştir: "... Yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?.." (Hud Suresi, 116) Yeryüzünde bozgunculuğu önlemek, tüm vicdan sahibi insanların ortak sorumluluğudur.
Siz hangi faziletin peşinde koşuyorsunuz?
SORUYORUM?
“AL TAKKE VER KÜLAH” sizin damarlarınızda kan olarakmı dolaşıyor? Doğu Türkistan topraklarında Müslümanlar, komünist Çin yönetiminin işgali altında yaşamaktadırlar. Urumçi Üniversitesi'nin duvarında yer alan ve İngiliz The Independent gazetesinin deyimiyle "katıksız ırkçı düşünce ile zehirlenmiş bir zihniyetin göstergesi" olan bir yazı, Çinlilerin Uygur Türkleri'ne bakış açısını yansıtmaktadır:
Çin, Doğu Türkistan'da Müslümanların attığı her adımı kontrol etmektedir. Yollarda kurulmuş olan askeri denetim noktalarında tüm araçlar tek tek durdurulup içleri aranırken erkekler hakarete uğrayıp tartaklanmakta, Müslüman kadınlar ise tacize uğramaktadır.
Bu şerefsizlikler Türkiye’de yıllardır hatta 35 yıldır yaşanmakta. Puşt’un soyubozuk dölleri, ta ordan idare ettikleri, ettirdikleri vatan düşmanlarına aynı uygulamaları yaptırmıyorlar mı? Bunlara sesiniz çıkamadıda koltuk paylaşma kaygasına nasıl düşebildiniz?
İşte bunlar “TÜRKİYENİN GÖZYAŞLARI” değil de nedir?
Müslümanlar keyfi olarak tutuklanıp çalışma kamplarına gönderilmekte, asılsız suçlamalarla idam edilmekte, zaman zaman da toplu olarak katledilmektedirler. Bunun yanı sıra, namazlarını gizli kılmak zorunda kalmakta, oruç tutmalarına izin verilmemekte, dini eğitim almaları engellenmektedir.
Müslüman nüfusun sayısının artmasını engellemek için uygulanan metod ise insanlık dışıdır: kadınlara zorla kürtaj yapılmakta, birden fazla çocuğa sahip olanların çocukları ellerinden alınmaktadır.
Tüm bu zulüm ve işkencelere karşı Doğu Türkistan halkının, haklarını savunma veya kendilerini koruma imkanı yoktur. Ancak dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar, ihtiyaç içindeki bu savunmasız insanlara birçok şekilde yardımda bulunabilirler. Doğu Türkistan halkının yaşadığı zulmü dünya kamuoyunun ve uluslararası kuruluşların dikkatine sunacak her türlü girişim, bu konuda yapılacak en ufak bir katkı bile önemli bir hizmet olacaktır.
Yapılabilecek en büyük yardım ise hiç şüphesiz, tüm bu zulmün gerçek kaynağı olan dinsizliği fikren çürütmek, bunun yerine hakkı ve güzel ahlakı hakim kılmak için fikri bir mücadele yürütmektir. Bu şekilde yalnızca Doğu Türkistan'daki Müslümanlara değil, dünyanın dört bir yanında haksız yere öldürülen, "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için yurtlarından sürülen, inançları uğrunda işkenceye uğrayan insanlara yardımcı olabilmek mümkündür.
BİR KEZ DAHA HATIRLAYALIM!
Tüm inananların eşit sorumluluğa sahip olduğu bu konuda, Allah'ın ayetinde belirttiği gibi, "... Kim cehd ederse (çaba gösterirse), kendi nefsi için cehd etmiş olur..." (Ankebut Suresi, 6). Bir başka ayette ise Allah iman edenlerin bu sorumluluğunu şu şekilde belirtmiştir: "... Yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?.." (Hud Suresi, 116) Yeryüzünde bozgunculuğu önlemek, tüm vicdan sahibi insanların ortak sorumluluğudur. Sizler bozdunculara fırsat vermek için adeta yarışıyorsunuz!
Maddenin ezeli ve ebedi olduğunu savunan, Allah'ın varlığını inkar eden, her türlü manevi ve ahlaki değeri reddeden komünist ideoloji bugüne kadar farklı ülkelerde ve farklı toplumlarda hayata geçirilmiştir. Ancak bu ideolojinin her türlü pratik uygulaması insanlar için büyük bir zulme dönüşmüştür. Bunun nedeni, komünist ideolojinin hayata ve insana olan bakış açısıdır. İşte komünist ideolojinin dünya görüşü ve komünizmin yaşandığı toplumlar ALLAH DÜŞMANLARIDIR.
Allah’ adını zikredenlerinde Allah yoluna ihanet ettiklerini bizler milletçe biliyoruz. Bazıları varki onlarda aynı kefenin adamcıkları. Bunlara Müslümanca sesiniz neden çıkmıyor?
HÜLASA...
Söz konusu birliğin beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu ile olması mümkündür.
Türk dünyasının , sevgi, kardeşlik, şefkat, hoşgörü, dayanışma ve muhabbet temeli üstüne kurulmadıkça yaşandığı bölgeye ekonomik refahı, demokratik yaşamı, adaleti getirmesi mmkün değildir.
2015 genel seçimleri sonrası utanarak seyrettiğim yemin merasiminde HDP” lilerin istemeyerek yemin ettiklerini hiç gündeme getiren  olmadı.  Yazılı yemin (güya) okunurken hımmm dilim söylesin ammaaa biz yapacaklarımızı biliyoruz  işareti verdiler.  Sizler çok akıllı geçiniyorsunuz bunun neden farkında değildiniz? Hepsinin farkındasınız ama sesiniz çıkamadı. Çünkü 8728 km. Uzaktan öyle emir gelmişti.
Türkiyede birlik ve beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu ile olması mümkündür.
Türk dünyasının , sevgi, kardeşlik, şefkat, hoşgörü, dayanışma ve muhabbet temeli üstüne kurulmadıkça yaşandığı bölgeye ekonomik refahı, demokratik yaşamı, adaleti getirmesini hayal edenler yanılgıdadır.. Günümüz toplum hayatına hakim olan birbirinden farklı görüşler, yorumlar ve modeller arasında mutabakat sağlanamamış olması, insanların birlikte hareket etmelerine engel olmaktadır. Bu birlikteliğin beraberlik çağrısı, etnik kökene, ekonomik koşullara ya da coğrafi duruma göre yapılmayacak; ırk, dil ve kültürel özelliklerden kaynaklanabilecek her türlü husumet bu birliğin kardeşlik çatısı altında, ortadan kaldırılacaktır. Söz konusu birliğin beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu ile olacaktır.
EĞER;  İngilizlerin, Türk ve Türkiye düşmanı “W.PUŞT” un çocukları ABD nin ve onun uşağı İsrail'in oyunlarına gelilinirse Türkiye’de iç savaşın çıkması an meselesidir. “BENİM KÜRDİSTANIM NE OLACAK?” diyenlerle, rulet bütün hızıyla dönmeye devam ediyor. Aldanan, aldatılan, uyutulan ve kullanılan yine millet oldu... söylenenleri tümü yalan, hepsi aldtmaca, ve katıksız makam kapmaca oyunlarıdır..
04-Temmuz-2015, Alanya

24 Haziran 2015 Çarşamba

Gölgesi büyük para gibi adamlar‏; Rıfat SERDAROĞLU

Gölgesi büyük para gibi adamlar‏
Rıfat SERDAROĞLU
Konfüçyüs, yaklaşık iki bin iki yüz yıl önce şunu söylemiş;
“Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.”
Konfüçyüs’ den yaklaşık iki bin iki yüz yıl sonra, sokak filozofu Bergamus ise şunu anlatıyor;
“Delikanlı, kendisini aldatan kız arkadaşına; Benim için sen para gibisin, der!
Kız; Yani bana çok mu değer veriyorsun!
Delikanlı; Hayır, ikiyüzlü olduğunu söylüyorum, der…”
İki bin iki yüz sene arayla söylenmiş bu iki söz aynı kapıya çıkar. Her devirde kendi küçük ama gölgesi büyük, ikiyüzlü insanlar bol miktarda olmuştur.
Olmaya da devam edeceklerdir. Onları tanıyıp, hak ettikleri şekilde davranmak da düzgün, namuslu ve doğru insanların işidir. Bundan çekinir, görmezden gelir, aman bana ne derseniz, bu omurgasız tiplerin çoğalmasına sebep olursunuz.
Unutulmamalıdır ki bu tipler, farelerden daha çabuk ve çok ürerler…
9. Cumhurbaşkanı Demirel’in vefatı sebebiyle, Ankara’da ve bizzat bulunduğum Isparta-İslamköy ’de bu tiplerden mebzul miktarda gördüm. Demirel’e en büyük kötülüğü yapanlar, gırtlaklarında hala Demirel’in ekmeği durduğu halde ona ihanet edenler, Demirel’den nefret edenler, Demirel sayesinde var olup arkasından kuyusunu kazanlar, ağız birliği etmişçesine Demirel’i övme yarışına girmişlerdi!
Havucu gören sıpalar gibi her biri bir mikrofona yapışmış, yalan yanlış şeyler anlatıp, utanmadan kendi reklamlarını yapıyorlardı… Sırayla anlatalım;
-AKP Yöneticileri;
Bunlar rahmetli Demirel’i günahları kadar sevmezler. Demirel bunların gerçek yüzlerini çok net olarak bilirdi. Sırf Demirel’e olan kinleri sebebiyle, kardeşinin tüm malına kanunsuz olarak el koymuşlardı.
Mahkeme kararıyla bu malları geri vermek zorunda kaldılar. Bademlerin, yüzlerine “üzgünlük” maskesi takıp, Demirel’i methetme yarışına girmeleri tam ibretlik bir durumdu!
-Rahmetli Erbakan’ın Yardımcısı, Erdoğan’ın ablası ve yurtdışı yatırım danışmanı Tansu Çiller;
Yüzünden büyük gözlükleri ve AK giysileriyle TBMM deki törene katılması ilginç idi. Acemiliği ve bilgisizliği sebebiyle, Türkiye’yi neredeyse İran’la bir savaşa sürükleyecek bu kişi için Rahmetli Demirel’in “Alın bu kadını buradan, yoksa ben pencereden atacağım” deyişini hatırladım. Sağlığında Demirel’in yanına gelemeyecek olan bu kişi, şimdi orada görüntü vermekten utanmıyordu!
-Köksal Toptan;
Kendisiyle şu an mahkemelik olduğum bu kişi yüzde 80 Demirel, yüzde 20 cemaat ürünüdür. Kendi menfaatinden başka bir şey düşünmez. Yaralı parmağa işediği hiç görülmemiştir. Bu kişi tüm siyasi hayatını Demirel’e borçlu olduğu halde, Demirel’e en büyük üzüntüyü yaşatanlardan biridir. AKP’ ye kendini kullandırmış, işi bitince de yine AKP tarafından ıskartaya çıkartılmıştır!
-Soylu Süleyman;
Sadece kendisi değil, Gaziosmanpaşa eski DYP İlçe Başkanı olan babası Hasan Soylu da, siyasette var oluşlarını Rahmetli Demirel’e ve onun dostlarına borçludurlar. Ekmek yediği kaba pislemeyi adet edinmiş ve ayağındaki donu dahi partisine aldırmaktan utanmayan bu kişi, AKP’ ye geçince her fırsatta Demirel’e hakaret etmiştir.
Bu sepet, İslamköy ‘de Demirel’in naaşı önünde, Bülent Arınç ile birlikte sap gibi durmaktan utanmamıştır…
Değerli Okurlar;
Siyasette herkes ile iyi geçinmek diye bir yol yoktur. Her partinin programı ayrıdır. Çok seslilik de demokrasi gereğidir. Önemli olan medeni insanlar gibi, tartışmayı bilmek ve karşınızdakine saygı duyabilmektir. Bu kültürü siyasi yaşamımıza yerleştirmek zorundayız.
O zaman iyi paranın, kötü parayı kovduğu gibi, bu kokuşmuş anlayışlar da ayıklanmış olacaklardır.
Bu görev hepimize düşmektedir. Kim, özü-sözü doğru olarak Türk Milletine hizmet eder, milletin hayrına işler yaparsa onu alkışlamalı, yüreklendirmeli ve sahip çıkmalıyız.
Kim önden “Deli Yürek”, arkadan “Fatih Ürek” gibi ise de onlardan yüz çevirmeliyiz. Hiçbir şey yapamaz isek, gördüğümüzde selam vermemeliyiz.
Çok şey mi istiyoruz? Hiçbir şey yapamıyorsanız, arada bir bunlar gibilerin yüzlerine ayna tutun. Ben yazıda bunu yaptım… Sağlık ve başarı dileklerimle… 24 Haziran 2015

19 Haziran 2015 Cuma

Ermeniler tarafından yapılan Türk, Kürt Soykırımı ve Tarihi Gerçekler

Türk, Kürt (Osmanlı/1912-1923) Müslüman’lara Karşı Mezalim; Vahşet, Kalleşlik, İhanet, Cinayet, Kıyım, Sürgün ve Soykırım Suçlusu Taşnak ve Hınçak partizanı Ermenilerdir…
Derleme: Mustafa Nevruz SINACI
Sözde Ermeni soykırımının 100. Yıl dönümü (24 Nisan 2015) vesilesiyle, aç, yoksul ve sadakaya muhtaç Ermenistan’ın Türkiye’yi hedef alan ve şerefli Türk milletini, haksız yere aşağılayıcı söylemlerini yoğunlaştırdığı görüldü. Özellikle, başta Papa olmak üzere, bazı iç ve dış (yabancı) devlet adamlarının bu konudaki söz ve tavırları da Ermenistan’ı, bu dayanaksız, asılsız ve mesnetsiz saldırgan politikalarında şımarttı, yüreklendirdi.
Tarihi gerçekleri saptıran ve hukukun üstünlüğü ilkesini hiçe sayan bu fiil, eylem ve söylemler karşısında devletimizi temsil edenlerin ve siyasetçilerin gösterdikleri tepkiler çoğu zaman yersiz, yetersiz, etkisiz ve anlamsız kaldı. Örneğin Avrupa Parlamentosunun (AP) son kararında görüldüğü gibi, adeta Türkiye’nin o tarihe dair uydurulan yalan, palavra ve menfur iddiaların, sanki gerçekmiş gibi sorumluluk yüklenerek,  bu sözde sorumluluğu kabul etmeye eğilimli olduğu biçiminde lanse edilmekte ve yorumlanmaktadır.
Oysa Mustafa Kemal ATATÜRK, Büyük Nutuk’ta Ermenilerin Müslümanlara karşı uyguladığı zulüm, işkence, imha ve yok etme politikasını şöyle anlatmaktadır: “Ermeni kıt'ali konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildir. Aksine, güney bölgelerinde, yabancı kuvvetler tarafından silahlandırılan Ermeniler, gördükleri koruyuculuktan cesaret alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara saldırmakta idiler. İntikam düşüncesiyle her tarafta hain ve insafsız bir şekilde öldürme, toplu katliam ve yok etme siyaseti gütmekte idiler. Ermeniler, …binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdir. Tarihte bir benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdir. Müslümanlar yalnızca aile efradı, can, mal ve namuslarını korumak için karşı koymuş, meşru müdafaada bulunmuş ve kendilerini savunmuşlardı."
            Tarihi gerçekler böyle iken; 1. Dünya Savaşındaki insanlık düşmanı hain ve işbirlikçi Emperyalistlerin propaganda belgelerinden etkilenip, bazı yabancıların o tarihlerde Osmanlıya düzen kurup, ihanet, alçaklık, kalleşlik ve nankörlükle Türklere yapılan zulmü görmezlikten gelip, Türkiye Cumhuriyetini hedef tahtası haline getirmeye çalışmalarını şiddetle kınıyor ve reddediyorum. Bu ihanet, alçaklık ve şeamet dünya durdukça Türk Milletine okutulmalı, genç nesillere ısrarla öğretilmeli ve gelecek nesillerin düşmanlarını bellemesi sağlanmalıdır.
            Kaldı ki, Türk Milletini haksız/hukuksuz, belgesiz, dayanaksız, yalan yere, riyakârca ve müfterice soykırım yapmakla suçlayanlar uluslararası hukuk, adalet ahlâkı, bilim ve bilinç kavramını da açıkça ve alçakça ihlal etmektedirler. Birleşmiş Milletlerin 9 Aralık 1948 tarihli “Soykırımla Mücadele Sözleşmesi” hangi olayın soykırım olarak tanımlanabileceği yetkisini sadece o olayın cereyan ettiği ülkenin ilgili mahkemesine veya yetkili kılınmış bir uluslararası mahkemeye vermektedir. En son Malta Mahkemeleri kararları hariç, ortada görülen bir dava veya usul ve hukuka uygun olarak açılma hazırlığı yapılan bir dava yoktur. Olayın objektif ve tarafsız kişiliğe sahip, saygın tarihçilerce çözülmesi tezi de karşılık bulamamaktadır.
            Bu anlamda, başta Osmanlı’yı haklı bulan ve bütün tutukluları beraat ettiren İngiliz Malta Mahkemeleri olmak üzere, başkaca görülen bütün davalar; Ortada Türkler tarafından yapılmış bir soykırım olmadığı” hüküm ve kanaatindedirler. Kaldı ki, Trabzon’dan Silifke’ye kadar uzanan hatta bir-kaç bin Müslüman toplu mezarı bulunmasına rağmen, şu ana kadar bir tane dahi Ermeni toplu mezarına rastlanmamıştır. (Prof. Dr. Ata Atun-KKTC/Mustafa Nevruz Sınacı, Küresel Almanak)   
            Bugün Ermenistan’ın beklentileri doğrultusunda Türklerin soykırım yaptığını iddia eden parlamentolar, uluslararası kuruluşlar ve siyasetçiler sözleşmenin bu hükmünü yok sayarak kendilerini mahkeme yerine koymak gafletine düşmektedirler.
            Bunlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Perinçek davasında soykırım iddiasının tartışmalı bir konu olduğu hükmüne vardığını da unutturmak ve Amerika'daki 69 ünlü tarihçinin 1985 tarihinde yaptıkları açıklamada Ermenilerin soykırım iddialarını kabul etmediklerini de gözden kaçırmak istemektedirler.
            Türkiye karşıtı iftira kampanyaları ve asılsız propagandaların etkisi altına girenler:, Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı yıllarında yüz binlerce masum, silâhsız, savunmasız ve korumasız Türk’ü kalleşçe öldürdüğünü görmezlikten gelmekte, gene Ermenilerin 26 Şubat 1992 tarihinde gerçekleştirdikleri Hocalı Katliamında 106 kadın ve 83 çocuk olmak üzere toplam: 613 Azeri soydaşımızı katlederek soykırım yaptıklarını unutturmaya çalışmaktadırlar. Ayrıca, Ermenistan’ın Yukarı Karabağ ve civarında yaşayan yaklaşık bir milyon Azeri’yi ev, yuva ve yurtlarında kopararak tehcire neden olduklarını, Azeri topraklarının % 20’sini işgal ettiklerini göz ardı etmektedirler.
            40’tan fazla Türk Büyükelçisi ve diplomatını katleden Ermeni ASALA terör örgütü anısına Erivan’da Yerablur Askeri Mezarlığında anıt dikerek bu terör örgütüne açıkça sahip çıkan, suçunu ikrar, itiraf ve iktisap eden Ermenistan, “hesap sorması değil, hesap vermesi” gereken, mâşeri vicdanlarda mahkûm, aklen ve evrensel hukuka nazaran mahpus bir ülkedir.
            Fitne, fücur, iftira ve sanal propaganda kampanyaları ile tarihten bugünün siyasi hesapları, haksız gasp, hileyle iktisap (Tanıma, Tazminat, Toprak), alenen yolsuzluk ve hırsızlık için malzeme çıkartmaya çalışmak yanlıştır. Yapılması gereken: Tarihi; namuslu, dürüst, onurlu ve sorumlu tarihçilere bırakmaktır. Bu istikamette Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınan “ortak tarih komisyonu kurulması” önerisini kabule yanaşmayan Ermenistan, bu çözümü de küstahça engellemiş bulunmaktadır.
            Şu hale nazaran: Ermenistan’ın izlediği bu onursuz, sorumsuz ve şaibeli politikaları şiddetle kınıyor, Türk siyaset adamlarını bu konuda daha kararlı bir tutum izlemeye davet ediyor, yabancı devlet adamlarını ve parlamentoları  da Türk milletini incitecek gerçek dışı suçlamalardan vazgeçmeye çağırıyorum. 
            AKIL, VİCDAN, İLİM VE İRFAN’LARA HİTAB
            Bütün Anadolu evlâtlarının çocukluğu, çılgına dönmüş ve adeta kudurmuş Ermeni çetelerinin Türk/Müslüman köylerini nasıl yakıp yıktıkları, köylüleri Camiye toplayıp hepsini hunharca yaktıkları!. Vahşet, kancıkça cinayet, hunharca katliam ve tecavüz olaylarının çokça konuşulduğu ortamlarda geçmiştir. Meselâ, 1980'li yıllarda Şebin Karahisar havalisindeki köylerde yaşayan ihtiyarlar 1980 öncesi iç çatışmalardan çok, hâlâ Ermenilerin Müslüman ahaliye yaptıkları eziyet, işkence, mezalim, soykırım ve katliamlardan söz ediyorlardı.
Elbette o yıllardaki işgaller içimizden kışkırtmalar dönemlerinde Osmanlının Ermenileri tehcir ederek Taşnak Hınçak gibi katliam örgütlerinin barınma alanlarını ortadan kaldırmadan Rus ve Fransız İşgal ordularının sağladığı Silah ve destek yardımları ile aşırı giden çeteleri ancak desteksiz bırakarak önleye bilirdi ve Tehcir uyguladı.
Tabii işin kötüsü bu tehcir sırasından bulundukları yeri terk etmek zorunda kalan Müslümanlarda yollardaki eşkıyalar tarafından soyuldu katledildi. Ermeniler tehcir sırasındaki verdikleri zayiattan çok fazlasını bölge halkına bil hassa Kürtlere daha ağırlıklı olarak Karadeniz deki dağlık yerleşim birimlerine de verdiler. Bu yüzden acılar tek taraflı değil herkes için acı idi ve kayıplarda her kesimden idi.
Okuduğum tarafsız yazılarda dahi o sıralarda Ermeni Çeteleri doğuda Ruslar ve güney doğuda Fransızlar tarafından kullanıldılar. Bu acımasız Katliamların haberleri ile dolukmuş olan Kahramanmaraş ve Gaziantep havalisi Bir Müslüman kadının başörtüsünü zorla çıkarmaya çalışan ve o sıralarda Ermenileri aşırı destekleyen  birkaç Fransız askerinin bu densizliği sonunda içlerinden birini vuran Sütçü İmam ve onu ararken kışkırtılan ahalinin ayaklanması ile Fransızların tam teçhizatlı modern silahları olan Fransız orduları sivil halkın çakar almaz Tüfekleri, zekaları ve araziyi iyi tanımaları sayesinde perişan edilip bozguna uğrayarak çekilmek zorunda kaldılar. Bu düzenli ordu kullanmadan halkımızın kazandığı çok önemli moral savaşlarından biri idi. Kaba taslak anlatmaya çalıştığım bu çok eksikli yazıya Vahdet adlı yeni çıkan bir gazetenin köşe yazarının yazısı ile devam edelim..
BİNLERCE YILLIK VAN ŞEHRİNE NE OLDU?
Bugün Van’a gidenler şehirde gerçek anlamda tarihi eserle karşılaşmazlar. Oysa Van köklü tarihi olan bir şehirdir. Bir Vanlıya bu soruyu yöneltirseniz, kalenin öte yüzünde eski Van harabelerini size gösterir. İşte size 100 yıllık bir şehir harabesi! Van Ermenileri 15 Nisan 1915'te isyan başlattılar. Osmanlı yönetimi 17 Mayıs’ta şehri boşalttı. Van’ı ele geçiren Ermeniler şehri yaktı. (Acaba gafil HDP’li başkan isyanın yıldönümünde faillerini lanetleyen bir konuşma yaptı mı?) Böylece Ruslar Van'ı kolayca işgal ettiler. 
Rus işgali yayıldı. Bitlis, Muş işgal edildi. Şimdi terör örgütü ve onun uzantısı siyasi parti Ermeni zulmüne ve Rus işgaline uğrayan bölge üzerinde hak iddia ediyor! Eğer bölgede Müslüman kıyımı olmuşsa ki, tehcire rahmet okuttuğu söyleniyor, bu kıyıma maruz kalanların çoğu Kürtler olmalıdır! Öyleyse neden HDP Avrupa Parlamentosu’nun “soykırımı tanıyın” kararını destekledi? Neden bu karar karşısında “Türkiye partisi” olduğunu haykıramadı? Ben derim ki bunların kuyrukları ve yularları Ermenilerin elinde!
Asala saldırıları bitti, PKK saldırıları başladı! İki örgüt kanka! Bu “kanka”lık kan kardeşliği değil, kan dökme kardeşliği. Kürtlük için çalışan bir kuruluş halkını katleden Ermeniler’le nasıl olur da işbirliği yapar? Bu sorunun cevabı zor değil aslında. Aynı durum Ermeniler için de söz konusu: Tehcir sırasında Ermeniler’i kıyıma uğratanların Kürt aşiretleri olduğu biliniyor! “Biz birbirimizi öldürürüz ama ortak düşman Türkiye’ye karşı işbirliği yaparız.” Mesaj budur.
Her konuşmasında haçı biraz daha belli olan sahte Selahaddin, Türkiye’nin reflekslerine asla sahip değil. Önümüzde güzel bir örnek var… Birinci Dünya Harbi patlayınca Said Nursi memleketi Bitlis ve çevresinde talebeleriyle milis birlikleri oluşturarak Rus-Ermeni ittifakına karşı mücadele etti. Talebeleriyle Van Kalesi’ni savunmak istedi, Van Valisi Cevdet Bey'in ısrarıyla Gevaş'a çekildi. Molla Said, 30-40 kadar asker ve talebeleriyle Rus kozaklarını durdurdu, halkın mal, can ve namusunu korudu. 
YÜZYIL ÖNCEDEN BAHSEDİYORUZ…
Saidi Kürdî (o zaman bu ismi tercih ediyordu) yüz yıl önce vahdet için silahı eline alıp düşmanı durduruyor. Yüz yıl sonra Kürtlük iddiasındaki Selahaddin, Ermeniler’le aynı safta yer alıyor! Biri bana bunu izah etsin! Diyelim ki… Ermeniler maramlarına erdiler… Bütün dünyanın baskısı ile sürüldükleri şehirlere dönmeye başladılar… Nereye döneceklerini sanıyorsunuz? Van’a, Bitlis’e, Muş’a, Siirt’e, Diyarbakır’a vs.
            BİR MESAJ
Değerli Büyüklerim, arkadaşlarım, kardeşlerim..
            Ermeni sorunu, maalesef Türkiye'de yeterince bilinmeyen bir konu, toplumda daha çok Ermenilerin ya da kendini Türk kimliğiyle gizleyen Kriptoların söylemleri duyuluyor ve onların söyledikleri gerçekmiş gibi kabulleniliyor. “Milli” eğitim sistemimiz gençlerimize bu konudaki gerçekleri öğretmiyor. Buna karşılık Ermeniler dört nesildir çocuklarını yalanlarla birer Türk düşmanı olarak yetiştiriyorlar.
            Broşürdeki bilgiler arasında özellikle olaylarda hayatını kaybeden Türk ve Ermenilerin sayıları ile zorunlu göçe tabi tutulan Ermeni sayısı ve Ermeni zulmünden kaçmak için yerinden yurdundan göç etmek zorunda kalarak çoğunluğu yollarda ölen Türklerin sayılarına dikkatinizi çekmek istiyorum.
            ABD'Lİ PROF. MCCARTHY:
            TÜRKLER DEĞİL ERMENİLER SOYKIRIM YAPTI
ABD'li tarih profesörü Justin McCarthy, soykırımı Türklerin değil Ermenilerin yaptığını açıkladı.(AA 24 Nisan 2015) Louisville Üniversitesi Tarih Profesörü Justin Mc Carthy, 1915 olaylarına dair Ermeni iddialarına ilişkin, “Elimizde binlerce ama binlerce belge var. Bu belgeler Türklerin değil, Ermenilerin soykırım yaptığını gösteriyor” dedi.
Mc Carthy, Toronto Üniversitesi’nde, Kanada Türk Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen, “Doğu Anadolu’daki İnsanlık Trajedisinin 100. Yılı” konulu konferansta, 1915 yılında meydana gelen olaylarla ilgili bilgi verdi. 1915 Türkiye’sini anlamak için büyük fotoğrafa bakmak gerektiğini ifade eden Justin Mc Carthy, Rusya’nın o dönemdeki etkisinin gelişmeleri yönlendirdiğini söyledi. Söz konusu gelişmelerin din kaynaklı olduğunu anlatan Mc Carthy, ”Müslüman çoğunluğun ortasında kalan Ermeniler, Rusya’nın teşvikiyle devlet olmak istediler” diye konuştu.
İNSANLAR DEVLETE BAŞKALDIRDI
Bir devletin, vatandaşlarının yönetime başkaldırmasına karşı önlem almasının (zorunlu yer değiştirtme, sürgün, mecburi göç, tayin ve tehcir) soykırım sayılamayacağını belirten Mc Carthy, “Ermeniler yaşadıkları, bütün nimet, servet ve imkânlarını paylaştıkları, imtiyazlı bir topluluk olarak muamele gördükleri devlete başkaldırdılar. Hakikatte bunun adı nedir? Buna açıkça vatan hainliği denir” ifadesini kullandı.
Mc Crthy, isyancı Taşnak ve Hınçak Ermenilerinin, Van’ı işgal ettiklerinde şehirde katliam gerçekleştirdiklerini, Ruslara, geldiklerinde yapacak iş bırakmadıklarını ifade etti.
ERMENİLER İNGİLİZLERLE ANLAŞTI
Rusların teşvik ve tahrikleri ile devlet olma hayaline kapılan Ermenilerin, İngilizlere birçok teklifte bulunduğuna değinen Justin Mc Carthy, şunları söyledi: “O dönemde Osmanlı devletinin en kuvvetli, düzenli orduları doğu bölgesinde idi. Ermeniler, Bağdat demiryolunu tahrip etmeyi, bu yolla Osmanlı devletine darbe vurmayı teklif ettiler. Bağdat demiryolunun çalışamaz hale gelmesi, Osmanlı devletinin yarısının gitmesi, savaşın da kazanılmasının da garanti edilmesi anlamına geliyordu. Asi Ermeniler, İngilizlere güney ve doğuda karışıklık çıkararak yardımcı olmayı teklif ettiler.”
OSMANLI ERMENİLERİ BİLE ERMENİLERDEN KORKTU
Böylesi durumlarda devletlerin yapması gerekenin, insanlarını korumak olduğunu belirten McCarthy, ”Osmanlı da öyle yaptı. Ermenileri, olay çıkarttıkları bölgelerden başka yerlere taşıdı. Hatta Osmanlı, Ermenileri bile Ermenilerden korudu. Ermenilerin nefret ettiği Cemal Paşa, açlıktan ölmek üzere olan Ermenilere yiyecek dağıttı” değerlendirmesinde bulundu.
Mc Carthy, Ermenilerin doğuda Osmanlı askerlerini, devlet görevlilerin, valileri bile öldürdüğünü, astığını ve işkence ettiğini, bu olaylardan sorumlu bir tane bile Ermeni bulunamadığını aktararak, ”Şimdi kim soykırım suçlusu? Herhalde Osmanlı değil” diye konuştu. Tüm bu olaylar olurken, Osmanlı devleti yöneticilerinin, istese Ermenileri kolayca öldürebilecekken bunu yapmadığına dikkati çeken Justin McCarthy, ”sadece bu kişilerin yerlerini değiştirdiler” dedi. “Birileri 100 yıldır Osmanlı’nın Ermenileri katlettiğine dair belge arıyor” diyen Jsutin McCarthy, şunları kaydetti:
”Eimizde binlerce ama binlerce belge var. Bu belgeler Türklerin değil, Ermenilerin soykırım yaptığını gösteriyor. Osmanlı arşivleri açık ama Ermenilerinki değil. Tarih, insanların birbirini öldürmesine savaş der. 1915′te orada olanlar da soykırım değil, savaştı.”
Eski ABD Başkanlarından Ronald Reagan’a danışmanlık da yapmış olan uluslararası hukuk ve ABD anayasa hukuku uzmanı Bruce Fein de, bir olaya soykırım denilebilmesinin kriterleri olduğunu belirterek, ”1915 Türkiyesi’nde olanlara soykırım denilemez” ifadesini kullandı.
Öte yandan konferans salonuna gelen bir grup Ermeni, organizasyonu protesto etti. Eylemciler, daha sonra üniversitenin güvenlik görevlilerinin müdahalesiyle salonu terk etti.
ABD'Lİ PROF. JUSTİN MCCARTHY AÇIKLIYOR
Dünyayı kandıran Ermenilere Prof. Justin Mc Carthy'den anlamlı yanıt geldi.
McCarthy, "Ermeniler, İngilizlerle ve Ruslarla anlaşıp vatan hainliği yaptılar. Elimizdeki binlerce belge Türklerin değil, Ermenilerin soykırım yaptığını gösteriyor" dedi. Sözde Ermeni soykırımı konusunda ABD'li tarihçi Prof. Justin McCarthy'den çarpıcı bir açıklama geldi.
McCarthy, "Türkler Ermenilere değil, Ermeniler Türklere soykırım yaptı" dedi.
Louisville Üniversitesi Tarih Profesörü Justin McCarthy, Toronto Üniversitesi'ndeki "Doğu Anadolu'daki İnsanlık Trajedisinin 100. Yılı" konulu konferansta konuştu. 1915 Türkiye’sini anlamak için büyük fotoğrafa bakmak gerektiğini ifade eden Justin McCarthy, "Osmanlı, Ermenileri bile Ermenilerden korudu. Ermenilerin ise doğuda Osmanlı askerlerini, devlet görevlilerini, valileri bile öldürdü, işkence etti. Şimdi kim soykırım suçlusu? Herhalde Osmanlı değil" diye konuştu. Birilerinin 100 yıldır Osmanlı'nın Ermenileri katlettiğine dair belge aradığını söyleyen Mc Carthy, "Elimizde binlerce ama binlerce belge var. Bu belgeler Türklerin değil, Ermenilerin soykırım yaptığını gösteriyor. Osmanlı arşivleri açık ama Ermenilerin ki değil" açıklamasında bulundu.
ABD'li Tarihçi, McCarthy, "Elimizde binlerce ama binlerce belge var. Bu belgeler Türklerin değil, Ermenilerin soykırım yaptığını gösteriyor" dedi.
“ERMENİ KATLİAMI” İNGİLİZ PROPAGANDASI
Amerikalı ünlü tarihçi ve Osmanlı uzmanı Prof. Justin McCarthy, Londra’da verdiği konferansta, Ermeni katliamı iddialarının İngiliz propagandası olduğunu açıkladı. Ermenilerin sözde soykırım iddiaları için kendilerine neredeyse yegane kaynak seçtiği ünlü Mavi Kitap’ın, İngiliz hükümetince oluşturulan “Savaş Propaganda Bürosu”nca yürütülen dezenformasyon faaliyetinin bir parçası olduğu belgelendi.
İngiltere’deki Ermeni lobisinin, kendilerini “Yahudi Soykırımı kurbanları” ile eşdeğer göstermek için kullandıkları ve dünya çapında yayılamaya çalışılan Ermeni iddialarına başlıca “kaynak” Viscount Bryce ve Arnold Toynbee imzalı, ünlü Mavi Kitap (Blue Book), aslında İngiliz istihbaratının yalan haber ve iftira üretme makinesinin bir ürünü. Birinci Dünya Savaşı sırasında; Gerek Almanya’ya, gerekse Osmanlı Hükümeti’ne karşı yalan, uydurma ve iftira, karalama kampanyası yürüten ve bu amaçla İngiltere’de Wellington House’da özel bir Savaş Propaganda Bürosu (War Propaganda Bureau) kuran İngilizler., Anadolu’da faaliyet gösteren Amerikalı misyonerler ve İstanbul’daki Amerikan Büyükelçiliği’nin de işbirliği ile belgeye dayanmayan, tamamen dedikodu ve düzmece bilgilerle sözde Ermeni katliamları yarattılar.       Asıl amaç, İngiliz subayların kafasında Türk subaylarının kötü, korku verici ve güvenilmez kişiler olduğu intibaını güçlendirmekti. 
PROF. JUSTIN MCCARTHY, TARİHÇİ VE OSMANLI UZMANI
İngilizlerin bu faaliyeti yürüttüğü Wellington House’un tüm belgeleri ise, savaş sonrasında yakılarak imha edildi. Tesadüfen sağlam kalabilen birkaç belgeden biri olan Mavi Kitap (ki bu mavi kitaplardan başka ülkeler ve başka olaylar için de çok sayıda üretildiği biliniyor) Ermeniler’in “üzerine atladığı” bir “belge” niteliğine büründü.
ABD’Lİ TARİHÇİ ORTAYA ÇIKARDI
Amerikalı ünlü tarihçi ve Osmanlı uzmanı Prof. Justin McCarthy, bir süre önce Londra’da SOAS’ta (School of Oriental and African Studies) verdiği konferansta, bakın bu “mide bulandırıcı” faaliyeti nasıl anlatıyor:
“... Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Wellington House’da gizli bir propaganda birimi kuruldu (2 Eylül 1914-Z.A.). Bu birimin amacı, İngiltere’nin düşmanlarını karalamak ve Amerika nezdinde, İngiliz görüşüne destek sağlayabilmekti ve İngiltere’de savaş sırasında moralleri yüksek tutmaktı. Wellington House’daki birimin başında Charles Masterman adlı bir Liberal Milletvekili vardı. Llyod George’un (David, İngiltere Maliye Bakanı-Z.A.) çok yakın bir danışmanıydı. Bu büroda çalışanlar arasında İngiltere’nin ABD Büyükelçiliği de yapan ve ABD’de çok sayıda dostu bulunan Viscount Bryce adlı bir entellektüel de vardı. Onun yardımcıların biri de Arnold Toynbee adında genç bir tarihçiydi.”
7 (YEDİ) MİLYON BELGE
“Savaş sonunda Wellington House’ın çalışma kayıtları imha edildi ve hatta böyle bir birimin varolduğu bile 1935’e kadar gizlendi. Ancak, kaynaklara ilişkin bir defterin kazayla günümüze kalabilmesi sayesinde bu birimin kullandığı kaynakları öğrenebildik. Ayrıca, burada imal edilen yayınların neler olduğu ve o zamanın teknolojiyle inanılmaz bir çabayla ABD’ye sevkedilen 7 milyon adet belgenin varlığını ortaya çıkardık.      
Ne yazık ki Bryce-Toynbee belgeleri İngiltere ve ABD’de genel bir kabul gördü ve Ermeni milliyetçileri tarafından kullanıldı. Bunların etkilerini karşılamak için Türkiye’nin bir tepki gösterdiğine ilişkin bir bilgi yok.
PROF. JUSTIN MCCARTHY, TARİHÇİ VE OSMANLI UZMANI                     
Zamanın önde gelen yazarları, ki aralarında Arnold Bennett, John Buchan gibi isimler de vardır, Wellington House’da çalıştılar. Çok sayıda yayıncı da bunlarla işbirliği yaptı. Kitaplar, broşürler, bildiriler yayınladılar. Bazı kitaplara da, savaşla ilgili görüşleri etkilemek için bölümler sokuşturdular. Bu referansları belirlemek genellikle mümkün olamıyor.”
ASIL HEDEF ALMANYA
“Wellington House’daki çalışmaların ana amacı Almanya’ya karşı faaliyetti. Ama Osmanlı İmparatorluğu da, hedef alınan başlıca yerlerden biriydi. Her ne kadar İngiliz Silahlı Kuvvetleri’ndeki subaylar, Osmanlı meslektaşlarına karşı sempatik duygular içinde idiyse de, asıl amaç, İngiliz subayların kafasında Türk subaylarının kötü, korku verici ve güvenilmez kişiler olduğu intibaını güçlendirmekti.”
HAYALİ İSİMLER
“Wellington House tarafından Osmanlılar konusunda yayınlanan kitapların listesi ve yazarları, çok sayıda asılsız bilgi ve ismi içeriyor. Örneğin Fa’iz isimli Suriyeli bir İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesinin anılarından sözediliyor. Böyle bir kişinin aslında hiçbir zaman varolmadığı da anlaşılıyor. Bu hayali kişinin, normalde bilmesinin mümkün bile olmadığı ve Talat Paşa’ya atfedilen düzmece özel konuşmalar kaleme alınıyor.”
“Wellington House, Amerikalılar ile İngilizler arasında o dönemde varolan çok iyi ilişkilerin ve İstanbul’daki ABD Büyükelçiliği’nin yanısıra Türkiye’de çalışan Amerikalı misyonerlerle olan çok iyi bağlantıları da ortaya koyuyor. Bu kişilerin ve kurumların Ermeni Milliyetçisi gruplar ve Osmanlı karşıtı çevrelerle çok yakın ilişkileri olduğu da anlaşılıyor. Elde edildiği öne sürülen bilgilerin çoğunun uydurulduğu da belli oluyor.”
MAVİ KİTAP, LLOYD GEORGE’UN SİPARİŞİ
“1915 yılında Doğu Anadolu’nan pek çok yerinde, savaş ve Ermeni ayaklanması sonucu kanun ve düzen bozuldu. Bryce ve Toynbee bu bölgelerde Türkler’in gerçekleştirdiği öne sürülen katliamları belgelemek amacıyla malzeme toplamaya başladılar. 1916 yılında Llyod George bunların Mavi Kitap adlı bir belgede toplanmasını istedi. Bu belge Parlamento’ya (İngiliz-Z.A.) sunuldu ve o gün bugün Ermeni radikal milliyetçilerinin klasik bir dokümanı haline geldi.”
“TOYNBEE TÜRK KARŞITIYDI”
“Toynbee’nin misyoner kaynaklardan aldığı bilgilerin doğruluğuna inandığı anlaşılıyor. Ama kendisi de bunları kendince biraz da süsledi. Çünkü neticede, ülkesi savaşta olan bir kişiydi ve ülkesi için yalan söylemenin mübah olduğuna inanıyordu. Daha sonraki kariyerinin gösterdiği gibi Türk karşıtıydı ama 1916’da Anadolu’daki Ermenistan’daki olayların çok uzağındaydı.”
“Toynbee’nin bilgi aldığı kaynaklara bakıldığında, onların da olayların çok uzağında kişiler oldukları ve güvenilirlik derecelerinin ya abartıldığı ya da çarpıtıldığı görülüyor. Örneğin, pek çok anektod, genellikle Batılı gözlemciler kastedilerek kullanılan ‘gezgin’lere atfediliyor. Ama bunların çoğunun sadece birkaç kilometrelik seyahat eden bir yerel Ermeni’ye ait olduğu ortaya çıkıyor. Anektodların onda birinde ise hiçbir kaynak gösterilmiyor. Diğer kaynaklar ise genellikle tamamen söylenti bazında bilgiler aktarıyorlar ve görgü tanığı gösteremiyorlar.”
DAİRESEL “BİLGİ” DOLAŞIMI
“Belgelerin kaynaklandırılması genellikle ‘dairesel’ bir seyir izliyor. Yani, çok sayıda olayda bilgiler İstanbul’daki ABD Büyükelçiliği’ne geliyor, buradan yayınlanan bilgiler yeniden kendi içindeki şahıslar aracılığıyla buraya geri geliyor. Büyükelçi Morgenthau ve Lepsius’un (Osmanlılar’ın Ermenilere karşı katliam gerçekleştirdiğini savunan iki yazar) raporlarında da bu ‘dairesel’ dolaşım gözleniyor.”
“TÜRKİYE’NİN TEPKİSİ YOK”
“Wellington House tarafından üretilen Almanya karşıtı propaganda kısa sürede unutuldu. Ama ne yazık ki Bryce-Toynbee belgeleri İngiltere ve ABD’de genel bir kabul gördü ve Ermeni milliyetçileri tarafından kendi davalarını daha da ileri taşımak için hep kullanıldı. Bunların etkilerini karşılamak için Türkiye’nin bir tepki gösterdiğine ilişkin bir bilgi yok. Söz konusu Mavi Kitap’ın yeni baskıları yayınlandı. Yakın zamanda üçüncü baskısı yapılan kitabın yayıncısı Ara Sarafyan, Wellington House’da hazırlandığına hiç değinmiyor ve kitaptaki kaynakların güvenilir olmadığı konusuna da hiç girmiyor. Sonuçta, İngilizlerin Birinci Dünya Savaşı propaganda faaliyeti, Türkiye’ye ve Türk halkına karşı zehirli etkisini hala sürdürüyor..”           
                ERMENİ SÜRGÜNÜ ALMAN TAVSİYESİ (*)
Prof. Ortaylı Ermenilerden özür kampanyasına karşı çıkarak “özür devletten devlete olur” dedi. Ortaylı “Ermeni tehciri (sürgünü) olayını, Sarıkamış sonrası, cephe gerisini temizlemek için ALMAN GENELKURMAYI’NIN TAVSİYE ETTİĞİNİ” söyledi.
Tarihçi Prof. İlber Ortaylı, bir grup yazar ve akademisyenin Ermenilerden özür dileme girişimi konusunda “Böyle özür olmaz, özür devletten devlete olur” dedi. Halen müdürlük görevini sürdürdüğü Topkapı Müzesi’nde sorularımızı yanıtlayan Ortaylı, Ermeni sürgününü o sırada askeri gerekçelerle Alman Genelkurmayı’nın tavsiye ettiği görüşünü vurguladı. Ortaylı 35 yıldır bu konu gündemde olmasına rağmen, Türkiye’nin Ermenice bilen konusuna hâkim Ermeni uzmanı yetiştirmemesini de “ağır bir ihmal” olarak niteledi.   
Prof. Ortaylı bu konudaki sorularımızı şöyle yanıtladı:
-Sayın Ortaylı, bir grubun Ermenilerden özür girişimi hakkında ne diyorsunuz?
Ortaylı- Özür devletten devlete konuşulacak iştir. Bir takım adamların kendilerini milletin temsilcisi yerine koymaları geçerliliği olan bir işlem değildir. Ermeni devleti ile görüşülür bu işler. Diasporadaki bazı Ermenilerle, buradaki adamların yaptıkları işler kimseyi ilgilendirmiyor. Ermenistan var ortada,  bunu onunla konuşacaksın. Ermenistan’la temas olursa öyle başlar bu işler. Devletler tartışır böyle işleri. Ayağa düşecek konular değil bunlar. Ayağa düşerse ne olur? Hiçbir netice alınmadığı gibi, insanlar birbirine düşman olurlar.
Kutuplaşma da artar.
-Peki bu özür işine girişenlerin amacı nedir sizce?
Ortaylı- Onların problemleri ayrı. O beni ilgilendirmiyor. ne istiyorlar bilmem. Onların hangi tutku ile hareket ettiğini bilemem. Ama işte kalkıp da TANER AKÇAM’IN KİTABI demesinler. Onu gerekçe göstermesinler. O kitabın BİLİMSEL BİR TARAFI YOK. O KİTAP SAMİMİ BİR KİTAP DA DEĞİL. Hiçbir şekilde güvenilemez. Tez mez diye de savunulamaz.
-Peki Ermeni tarihçilerle bu konuda bir temas oldu mu?
Ortaylı-Benim katıldığım herhangi bir şey olmadı. Ama bu konuda Ermenistan’la Türkiye’nin bilim çevrelerinin, establishment’in yani, Oturup karşılıklı konuşmaları, çalışmaları, tartışmaları lazım. Devamlı çalışmaları, görüşmeleri lâzım, devlet var karşında. Yani böyle özürdü, genosiddi gibi şeylerle olmaz. Bir takım adamların ortaya çıkması ile olmaz. Kim kimi tanıyor? Kim kimi temsil ediyor? Kimin adına konuşuyor? Amerika’daki kim yani? Orada 50 tane Ermeni kuruluşu var. Hangisi ne diyor?
ERMENİ KONUSUNDA ‘GENOSİD’ TANIMI İÇİN NE DİYORSUNUZ?
Ortaylı- Genosid değil tabii. Genosid devamlılık isteyen bir süreç. Osmanlı’da böyle bir şey yok. Böyle bir kültür yok. Millet-i sadıka demiş Ermenilere. Yaşam biçimi iç içe.
Almanların yaptığı ile bu iş aynı mı. Bu ALMANLARIN KENDİLERİNİ TEMİZE ÇIKARMAK İÇİN YAPTIKLARI BİR ŞEY. Yani herkes böyle bir şey yapıyor. BİZDEN EVVEL TÜRKLER YAPMIŞTI, diyebilmek için çıkarılan bir şey. Yarın kalkacak, Amerikalılar yaptı diyecek, öbür gün kalkacak Ruslar yaptı Ukrayna’da diyecek. Bunu yayacak böyle. Bir sürü kitap çıkmaya başladı. Stalin’in Yahudi katliamı diye. Bir anlamda yaymak istiyorlar. ‘ENDÜSTRİ DEVLETİ İŞÇİ SINIFINI EZER’ gibi bir tez haline getirmek istiyorlar. Universal bir şey haline getirmek istiyorlar.
            ALMANLARIN ERMENİ TEHCİRİNDEKİ ROLÜ NE?
Ortaylı- Zaten o sırada (1. Dünya Savaşı sırasında) GENELKURMAY BAŞKANIMIZ ALMANDI. Bizim Genelkurmay Başkanımız. Bronsart Paşa (Bronsart von Schellendorf). Ama Alman Genelkurmayının adamı tabii. Onlarla yazışıyor. Onlardan emir ve telkin alıyor. Buraya da telkin ediyor. Ermeni tehciri konusu da onların telkin ve tavsiyesi. Ruslar ilerlerken Ermeniler cepheyi geriden vuruyor. Onların Ermenileri sürmekte gerekçesi cephe gerisini teminat altına almak.
-Bu konuda belge var mı?
Ortaylı- Almanların askeri arşivlerinde bu konu mutlaka vardır. Ama ben ulaşamadım. Bonn’daki araştırmalarım sırasında “Armenische Frage” (Ermeni sorunu) diye bir dosya vardı kayıtlarda.  Onu istedim. Gelmedi. ‘Yerinde değil’ dediler.
-Ermeni tehcirinin Sarıkamışla bağlantısı var mı?
Ortaylı-Sarıkamış’ta ordu yenildi. Orada birlikleri ricat ediyor. Ruslar ilerliyor. İlerledikçe arkada Ermeniler var. Onlar yardım ediyor Rusların ilerlemesine. Almanların tavsiyesi de cephe gerisinden Ermenileri temizlemek.
-Tehcire uğrayan Ermenilerin sayısı konusunda görüşünüz nedir?
Ortaylı-Rakamlarla ilgili bir çalışmam yok, olmadı. Ama 1.5 milyon olmadığı çok açık. Hiçbir istatistik  1.5 milyon Ermeni göstermiyor o tarihlerde. Böyle bir rakam yok.
-Siz bu konulari hiç Ermeni tarihçilerle konuştunuz mu?
-Hayır konuşmadım. Tabii Türkiye gerekeni yapmamış. 35 yıldır bu dava gündemde. Ermeni tetkikleri yok. Ermenice bilen akademisyen yetiştirmiyor.
Yani böyle 10,15, 20 tane Ermenice bilen Ermeni uzmanın olur. Ermeni tarihini, edebiyatını kültürünü araştırırlar, yazarlar. Bunların sözü ve tezi daha çok dinlenir.
Yoksa boş iştir böyle herkesin eline kalemi alıp yazması.
Tabii şu da açık ki, bu tezi candan savunan insanlar oluyor, bu işten para kazanmak isteyen insanlar oluyor. Bu da var. Onun için bunun uzmanının yetiştirilmesi lazım. Aldırış etmediler. Türkler için böyle uzman muzman çok önemli değil. Ne işe yaradığını anlamıyorlar. Yani bu işi çok savunan birinin makalesine bakıyorsun, III. Nikola diye başlıyor mesela. Anladın mı? Onun tezini dinlemez kimse. (Not: III. Nikola yok!)
Dil bilecek. İz bilecek. Ermeni kitlesine, kültürüne katkısı bulunacak. Öyledir bu iş yani. 35 yıldır yetiştirememişiz işte.
Yine doğru dürüst kitap Esat Bey’in kitabı (Esat Uras). Sonra Esat’tan falan arınarak Kamuran’ın kitabı (Gürün). Onu da basmıyorlar. Başka da doğru dürüst bir kitap yok.
-Ermeni konusunun arkasından tazminat ve toprak talebi de gelir mi?
Ortaylı- Gelir. Gün gelir tazminat da talep eder. Şimdi etmeyeceğim diyor. Sonra eder. Yani genosidi kabul ettirdikçe, onu da eder ilerde. Günün birinde yeri gelince!
-Bu Ermeni konusuna daha geniş tarihi açıdan bakınca nasıl görüyorsunuz?
Ortaylı- 19. yüzyılda milliyetçilik çıkıyor. Yunan ayaklanmasından sonra Ermeniler de istiyor. Öyle bir hayal onlara da geliyor. Ha hepsi istiyor mu? Hayır. Haşa. Ama o isteyen azınlık kuvvetleniyor, harekete geçiyor. Adam öldürüyor, etnik temizlik yapıyor. Berlin Kongresi’ne( 1878) heyet yolluyor. Islahat tedbirleri ile birlikte böyle kışkırtmalar, kavgalar başlıyor. Ermeniler o bölgede Kürtlere, Çerkeslere karşı da çeşitli hareketlere girişiyorlar.
Nihayet 1914 yılında İstanbul’da Yeniköy Anlaşması yapılıyor. Büyük devletlerle Osmanlı arasında. Ermeni ıslahatı için. Bir nevi muhtariyet demektir o. Doğudaki 6 vilayete mali, kültürel muhtariyet veriliyor. Ermenilerin ağırlıkta olduğu yerler. Vali de Norveçli olacak. Tarafsız olacak diye öyle isteniyor. Harp çıktı. Harp çıkmasa o sene gidiyordu bu iş.
Berlin Kongresi’nden beri (1878) Makedonya muhtariyeti ile Ermeni muhtariyeti sürekli gündemdeydi.
-Bir de Hamidiye alayları meselesi var
Ortaylı- Kürtler Ermeniler o bölgede birbirlerini kesiyorlar. Hamidiye alayları bir nevi meşruiyet. Kürtleri kontrol etmek için. Abdülhamit Ermenileri de kontrol ediyor. Kürtleri kontrol etmek için de böyle bir mekanizma çıkarıyor. Hamidiye alayları ile de katliam artmış değil. Ortalık düzene giriyor. Ortaya çıkan o yani. Emir dinleyen bir alay ortaya çıkıyor.  Yoksa başıboş tamamen. Kürtler bir yerde intikam alıyor. Orada başladı ya Ermenistan’da etnik temizlik Berlin Kongresi’nden sonra. Ermeni ayaklanmaları arttı. Kürtler Ermenilerin taleplerine muhatap oluyorlar o yıllarda. Tabii reaksiyonları da sert oluyor.
-Ermeni tehciri bu tabloda nereye oturuyor?
Ortaylı- Bu imparatorluk parçalanıyor. O parçalanmalar sırasında ayaklanmalar oluyor. Ayaklanmalara en başta tahammül ediliyor. Zaten o sırada çok dış kontrol altındasın. Ama harbe girdiğin zaman iş değişiyor. İşte orada Bronsart Paşa bile ‘Bunları sürün buradan’ diye tavsiyede bulunuyor. Genelkurmayı Almanların. Yoksa her cami çıkışı adam öldürüyor Ermeniler. Kavga çıkarıyorlar. Dolu Yıldız arşivleri. Yani adam ayaklanma ve iç harp halinde artık. Ermenistan istiyor.
Bu davaya inanmayan Ermeniyi de temizliyor kendisi. Bir de öyle bir şey de var. Dışardan gelen komitacı da çok. Hınçaklar, Taşnaklar. Basıyor, bomba atıyor. Ama harp çıkınca işler değişiyor. Ben sana gösteririm haline geliyor. Ermeni tehciri karşılıklı kanlı, hazin olaylarla dolu... Buna karşı Ermeni sürgünü sırasında komşusunu, Ermenileri çok koruyan da var. Saklayan var, koruyan var, evlenen var. Çok var böyle. Bugün artık Ermenistan devleti var. Bu işler devletlerarasında yürütülür, orada görüşülür. Aklıselimle görüşülür. (*) Kerem Çalışkan, Prof. Dr. İlber Ortaylı ile röportaj, 23.12.2008)