Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2017 Cumartesi

JACK STRAW: KUZEY KIBRIS (KKTC) ULUSLARARASINDA TANINMALIDIR

JACK STRAW: KUZEY KIBRIS (KKTC) ULUSLARARASINDA TANINMALIDIR
İngiltere’nin eski Dışişleri Bakanı Jack Straw, İngiliz Independent gazetesinde Ekim ayı başında yayınlanan (çok önemli) bir makalesinde, Kıbrıs'ta Türkler ile Rumlar arasındaki 11’nci uluslararası görüşmenin Rum tarafınca olumsuz sonuçlandığına dikkat çekmiştir: "İki bölgeli ve iki toplumlu bir devlet çatısında Ada’nın birleştirilmesine dönük müzakere edilmiş anlaşma saçmalığına bir son vermenin zamanı geldi. Çözüm, Ada’nın bölünmesi ve kuzeydeki Kıbrıslı Türklerin "KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİNİN" uluslararası olarak tanınmasıdır."  (http://www.independent.co.uk/voices/cyrpus-turkish-greek-cypriots-partition-eu-international-community-should-act-a7976711.html)
İşçi Partisi hükümetinde 2001-2006 yıllarında Dışişleri Bakanlığı yapan Straw, görüşmelerin sonuçsuz kalması durumunda bölünmenin gündeme getirilmesi gerektiğini savunmuştur. Müzakerelerin açıldığı 2005 yılında Avusturyalıların direnişini kıran Straw, 2013 yılında yayınlanan kitabının 18’nci bölümünü Avrupa Birliği ve Türkiye’ye ayırmıştır.

Last Man Standing: Memoirs of a Political Survivor isimli anı kitabının Hasta Adam Karşılık Veriyor: Avrupa ve Türkiye başlıklı bölümde Straw, müzakere sürecinin başlamasından bu yana Angela Merkel ile Nicolas Sarkozy  gibi Avrupalı siyasetçilerin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktığını  açıklamaktadır.  Bu iki siyasetçinin Türkiye’nin üyeliğini arzulamamasını Türkiye’nin Müslüman bir ülke olmasına bağlamıştır:

“33 müzakere başlığının, 17’si engellenmiş durumda. Hiçbir aday ülkeye böyle davranılmamıştır. Acil sorun Kıbrıs’tır. Bu sorun, Fransa, Almanya ve İngiltere tek ses olursa çözülebilir. Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Avrupa’nın kendisine sınır çizmesi gerektiğini söylediğinde, coğrafi sınırları kastetmemişti. Öyle olsaydı, Malta veya Güney Kıbrıs’ın alınmaması gerekirdi. Kastettiği dini sınırlardı. Tüm bunda kaybedecek olan AB’dir, Türkiye değil. Türkiye’nin AB’ye duyduğu ihtiyaçtan çok, AB’nin Türkiye’ye şu anda ihtiyacı vardır.” (Straw, 2013: Chapter 18)

TEPAV’ın konuğu olarak 2013 yılında Ankara’ya gelen Straw, ülkesinin adaylığını desteklediği Türkiye’ye, Avrupa Birliği’nin çifte standart uyguladığını düşündüğünü, Türkiye’nin İngiltere örneğindeki gibi AB’nin tüm kurumlarına tümüyle katılımının şart olmayıp Euro Bölgesi dışında kalabileceğini açıklamıştır. 1974 yılında Yunanistan ve darbeci Rumların Kıbrıs'ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Makarios'u devirmesinin ardından Türkiye’nin askeri operasyonu başlattığına vurgu yapan Straw, adada zulme uğrayan Türklerin aynı şeyleri bir daha yaşamamaları için Türk ordusunun sayısının artırıldığına dikkat çekmiştir.

Federal, iki bölgeli, iki toplumlu anayasa oluşturmak için Annan Planı’nı Rumların kabul etmemesine rağmen Kıbrıs Rum Kesimi’nin Avrupa Birliği’ne üye yapılmasını şöyle eleştirmiştir: "Avrupa Birliği, en büyük stratejik hatalardan birini yaparak, KKTC ile bir anlaşma sağlanıp sağlanmadığına bakılmaksızın 1 Mayıs 2004’te Kıbrıs’ı üyeliğe kabul etti. Tanınmayan ve temsil edilmeyen KKTC dahil, Ada’nın bütününün resmi olarak üyeliğe kabul edilmiş olmasıyla, kuzeyin uğradığı haksızlığa bir de utanç eklenmiş oldu."

(In one of its worst strategic decisions ever, the European Union (sadly, with UK acquiescence) had agreed that Cyprus should join the EU on 1 May 2004, whether agreement had been reached with the Turkish Cypriots or not. The plan was approved overwhelmingly in referenda by the Turkish Cypriots but was rejected by an even bigger margin by the Greek Cypriots. To add insult to injury to the north, it is the whole island which formally has acceded to membership, including the unrecognised and unrepresented TRNC)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçmişte aynı tespiti yapmıştı: “Referandum sürecinde de KKTC %65 ile Annan Planı'na 'evet', Güney Kıbrıs Rum Yönetimi %75 ile 'hayır' dedi. KKTC'yi AB'ye almadılar. Güney Kıbrıs'ı aldılar. Böyle bir samimiyet dışı uygulama var.”

Straw yazısında, Dışişleri Bakanlığından arkadaşı olan Devlet Bakanı Baroness Symons'ın sözlerini de hatırlatmaktadır: “Kıbrıslı Türkler mantıken bu başarısızlığın kurbanları olmamaları gerektiğini söyleyebilirler. Çünkü, AB’nin dışında kalanlar onlar. Ancak şu anda kesinlikle ihtiyaç duyulan şey, AB vatandaşı olan halklara karşı ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve Kıbrıslı Türklerin, yasalarının ve idari uygulamalarının AB üyeliği için hazırlanmasıdır.”

(The Turkish Cypriots can reasonably ask that they should not be the victims of this setback, and yet it is they who are left in limbo outside the European Union. But what is now needed, surely, is to remove all discrimination against people who are, after all, citizens of the European Union and to prepare the Turkish Cypriots and their legislation and administrative practices for eventual European membership.)

Straw, Dış İlişkiler Konseyi’nin Kuzey’in karşı karşıya kaldığı sorunları gidermek için başlangıçta gösterdiği çabaların sonuca ulaşmadığını, bunların Kıbrıs Hükümeti (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) tarafından engellendiğini belirterek GKRY’ni eleştirmektedir: "Bu dönemde Kıbrıslı Rumlar da AB’nin örnek bir üyesi olamadılar. 2012 ve 2013’te kısmen Rusya’nın offshore bankacılığının tercih ettiği yerlerden biri olarak bankacılık kriziyle karşı karşıya kaldı. Geçen ay The Guardian gazetesi, Kıbrıs hükümetinin, milyarder Rus oligarklar ve Ukraynalı iş çevrelerine vatandaşlık vererek 2013’ten bu yana 4 milyar Euro topladığını iddia etti."

Straw, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıslı Türkler ile siyasi eşitliği kabul etmediğini belirtmektedir: "Rumlara AB üyeliği, bir uzlaşma karşılığında verilseydi bence anlaşma sağlanmış olurdu. Gerçek şu ki, şimdiye kadar hiçbir Kıbrıslı Rum lider, seçmenlerinin bir anlaşmayı desteklemesini sağlayamadı. Mevcut statüko güney için fazlasıyla rahat."  Kıbrıs’ta köklü bir çözüm için çok önemli bir tespitte de bulunmaktadır: "Bana göre, uluslararası toplumun gerçekleri anlamasının ve Ada’nın bölünmesini tanımasının zamanı geldi. Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir anlaşma için bir sonuca varmayan müzakereleri sürdürmek yerine, Ada’nın bölünmüşlüğünün tanınmasıyla iki toplum arasındaki ilişkileri geliştirmek mümkün olabilir.”

(It’s time, in my view, for the international community to acknowledge this reality and recognise the partition of the island. That would be far more likely to improve relations between the two communities than continuing the useless merry-go-round of further negotiations for a settlement that never can be.)

İstanbul’da 14 Eylül’de KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın katıldığı, TOBB ve İktisadi Kalkınma Vakfı tarafından düzenlenen Güncel Gelişmeler Işığında Kıbrıs Görüşmelerinin Geleceği ve Türkiye İçin Çıkarımlar toplantısı TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu: "Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'de bir refah ve istikrar adası olmasını istiyoruz"  derken, İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Zeytinoğlu da Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB sürecini aksatmak için bir araç olarak kullanıldığını belirtmiştir: "Önümüzdeki ay 12'nci yılını geride bırakacağımız AB katılım müzakerelerinin istenilen hızda ilerleyememesinin temelinde de AB'nin bu stratejik hatası var.”
Bu gelişmelere paralel olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dişişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu KKTC’nin uluslararası alanda tanınması için özerk olabileceğini  açıklamıştır.  Amerika'da Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü’ndeki yuvarlak masa toplantısında şunları söylemiştir: "Artık uluslararası tanınma için çalışmaya başlamanın zamanı geldi. Bugüne kadar bundan imtina ettik. Ancak artık KKTC’ye uluslararası tanıma için uğraşabiliriz. Önümüzdeki ikinci bir seçenek ise özerk bir cumhuriyet. Fransa-Monaco ya da İngiltere-Cebelitarık modeli gibi bir yapı. Yani dışişleri ve savunma alanlarındaki yetkilerimizi Türkiye’ye devredip gerisini kendi içimizde yönettiğimiz bir cumhuriyet. Henüz hangi yolu seçeceğimize karar vermedik. Ankara ile birlikte oturup karar vereceğiz.” Kırım’da, Kuzey Irak’da ve Katalonya’da referandumlar yapılırken Kıbrıslı Türkler de kendi gelecekleri hakkında karar vermelidir.

İspanya'daki Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont, 4 Ekim’de BBC'ye konuşmuş ve özerk hükümetinin bağımsızlık için bu haftanın sonu veya önümüzdeki haftanın başında harekete geçeceğini söylemiştir. Puigdemont, İspanya'daki merkezi hükümetin duruma müdahale ederek Katalan hükümetinin kontrolünü ele geçirmesi durumunda ne yapacakları sorusuna ise "Bu her şeyi değiştiren bir hata olur" demiştir. Kıbrıs Türkler Annan Planı’na evet derken, Kıbrıslı Rumların hayır oyu kullanmasına rağmen Kıbrıs’ın AB’ye bölünmüş bir devlet olarak üye yapılması, her ortamda gündeme getirilmelidir. Kuzey Kıbrıs’ta AB mevzuatının yürürlükte olmadığı da unutulmamalıdır. AB üyesi bir devlet düşünün ki, kendi mevzuatı üyesi olduğu kuruluşun sınırları içinde geçerli olmasın. Kıbrıs’ta farklı bir tutum izleyen AB, Avrupa’da Yugoslavya’dan yedi, Çekoslovakya’dan iki yeni bağımsız devletin ortaya çıkmasına sesini çıkarmamıştır.

Üstelik bu yeni devletlerin halkları etnik ve dinsel olarak birbirine çok yakındır. Ayrıca bu devletlerde bir tarafın diğerine yönelik soykırım planları da bulunmamaktadır. Oysa Kıbrıs’ta Akritas soykırım planı ile Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin imha edilmesi öngörülmüştür. Akritas, 21 Aralık 1963 tarihinde Tahtakale’de başlatılan Rum saldırılarını organize eden planın adıdır. Çok önemli bir nokta da şudur: Kıbrıs’ta iki farklı ulus, iki ayrı din, iki farklı dil geçerlidir. Ayrıca her iki ulusu temsil eden iki NATO üyesi iki devlet vardır.  Siz hiç duydunuz mu zeytinyağı ile suyun birbirine karıştığını? Çalkalayıp karıştırsanız bile bir süre sonra zeytin yağı üste çıkar. Kıbrıs’ta AB ve Birleşmiş Milletler, zeytin yağı ile suyu birbirine karıştırmak istemektedirler ama bu karışım olmaz.  Nitekim günümüzdeki Sudan, Libya, Irak ve Suriye örnekleri göz ardı edilmemelidir.

KIBRIS GİBİ YAPAY BİR DEVLET DÜNYADA YOKTUR.
Buna rağmen AB, Kıbrıs’ta ayrı etnik, dinsel, kültürel kökenden gelmelerine rağmen Türkler ile Rumlar arasında bütünleşmeyi istemektedir. Fakat AB, Kıbrıs Anayasasında Türkçe resmi dil olmasına rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ikinci resmi dili olan Türkçeyi AB dili olarak kabul etmemektedir. Bu konuyu, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak (Beta Basım, İstanbul, 2013) kitabımda ayrıntılı olarak açıkladım.

Kıbrıs’ın AB üyeliği konusunda görüşüne başvurulan İngiliz hukukçu Maurice H. Mendelson, Kıbrıs’ın AB’ye tam üyelik başvurusunun geçersiz olduğunu açıklamıştır: “Republic of Cyprus, and particularly the Treaty of Guarantee of 1960, the Greek Cypriot Administration in the South can not apply for membership of Cyprus in the European Union under the usurped title of the Republic of Cyprus and can not become a member of any international organization, economic and political union of which both Turkey and Greece are not members.” (Mendelson, 1997)
Güney Kıbrıs Rum Lideri ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dördüncü Devlet Başkanı Glafkos Klerides’in Cyprus: My Deposition adlı kitap kapağındaki (Clerides, 1989) bölünmüş Kıbrıs haritası ve de Yunanistan’ın Kavala kenti giriş ve çıkışlarındaki aynı harita durduğu sürece, Fransa-Monaco ya da İngiltere-Cebelitarık örneğinden başka bir çözüm, Kıbrıs’a kalıcı bir barış ve huzur getiremez.

13 Ağustos 2016 Cumartesi

"TÜRKİYE'DE ÜST KİMLİK TÜRKLÜKTÜR!" H. Cem KANIBİR, ATASEN Genel Başkanı-Türkolog

TÜRKİYE'DE ÜST KİMLİK TÜRKLÜKTÜR!
H. Cem KANIBİR
ATA-SEN Genel Başkanı-Türkolog
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, milli bir devlettir. Rejimimiz, üniter yapıya dayalıdır.
Türk kelimesinin de hukuken ve toplumbilimsel (sosyolojik) bakımdan üç anlamı vardır:
1) Genetik anlamda Türk
2) Kültürel anlamda Türk
3) Ulus (millet) adı anlamında Türk
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 66. maddesi de Türk kelimesini ulus (millet) adı olarak kabul etmiştir. "Ben Türk değilim!" diyenler en başta Anayasal suç işlemektedirler. Bilimsel araştırma alanları haricinde ulus devlet yapısını yıkmak amacıyla etnik kimlik sayıp dökenler de bölücünün şahbabasıdırlar çünkü Türkiye'de Türk, herhangi bir etnik topluluk adından ibaret bir kavram değildir.
Etnik topluluk ne demek, halk ne demek, ulus (millet) ne demek bilmeden saçmalayanlar da bolca mevcuttur.
Türkiye'de tek bir millet (ulus) vardır. 
Onun adı da Türk milletidir.!
ATA-SEN GENEL BAŞKANI & TÜRKOLOG
H. CEM KANIBİR
Türklüğü reddeden etnik ırkçılar, Türk kelimesini yalnızca genetik anlamda algılayarak kıt akıllarıyla "Yedi göbek gerinizi biliyor musunuz?" gibi argümanlar geliştirmektedirler. Oysa aynı soru onlar için de geçerlidir.
Yeryüzünün hemen her yerinde çok kalın bir Türk genetik damarı vardır. Bugün etnikçilik yapanların bu gerçeği kafalarına iyice sokmalarında yarar vardır.
Türk genetiğinden gelip de Türk kültür dairesinin dışına çıkanlar da Türklüklerini kaybederler. Bunun en belirgin örneği Bulgarlardır. Slavlarla karışan bu Türk topluluklarına yine Türkçede karışık (bulamaç) anlamında Bulgar denilmiştir. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde Kürt kültürüne bulanmış çok sayıda Türk oymağı da vardır.
Bir insanın kendi aşiretini, kültür ve ulus kısmını es geçerek yalnızca ve yalnızca aşiret genetiğini gurur kaynağı yapanına ırkçı denir. Bugün kendini Türk milletinin eşit ve onurlu bir ferdi olmaktan ayırarak Çerkes'im, Laz'ım, Gürcü'yüm, Kürt'üm, şuyum buyum diyenler düpedüz aşiret faşistleridirler.
Hangi etnik kökenden gelirse gelsin Türklüğün kültür dairesine girerek kendi aklıyla "Ben Türk'üm!" diyebilmiş yani aşiretçilikten, etnikçilikten çıkmış birini ısrarla "Türk değilsin!" diyerek etnik kimliğine, aşiret kimliğine çağıranlar, solcuyum, özgürlük savaşçısıyım, demokratım, liberalim de deseler yeryüzünün en büyük etnikçi faşist tayfasında yer alırlar. Faşist oğlu faşisttirler.
İçimizde Türk boylarını bile birbiriyle yarıştırmaya kalkan akılsızlar da mevcuttur.
Atatürk, etnik unsurlara Türk kültür dairesine girişleri için açık kapı bırakmıştır. Bu açık kapının en özlü ifadesi de "Ne Mutlu Türk'üm Diyene!" özdeyişidir.
Büyük Türk milleti bu etnikçi faşistlerin iddia ettiği gibi saldırgan ırkçılık içinde olsaydı Türkiye'de bu tiplerin tozunun zerresi kalmazdı. Bunu yapmayan Türk milleti her bakımdan olduğu gibi bu bakımdan da asil bir millettir. Ancak bu asaleti kötüye kullanıp Türkiye'de Türk'e diklenmek alçaklıktır, soysuzluktur, hainliktir.
Bugün etnikçilik yapanlar kendilerine kimlik teorileri üretmeye çalışmaktadırlar. Aynı teorileri biz Türklük temelinde üstelik tarihi gerçekler üzerine ortaya koyduğumuzda ise bizi yine "Faşist!" diye suçlamaya yeltenmektedirler.
Herkesin soyuna tarihin bir yerinde başka bir ırktan biri karışmış olabilir. Önemli olan sizin tarla ve tohumunuzdaki damarlardan hangisini tercih ettiğinizdir. Bu bakımdan üst kimlik mevzusu aynı zamanda bir tercih konusudur.
Türk üst kimliğini tercih ve kabul etmeyenlerin bir yandan ülkenin her türlü olanağından yararlanırken öte yandan Türk'e ve Türklüğe düşmanlık etmesi de başka tür bir alçaklıktır. Türk kimliğinizi ve pasaportunuzu bırakır istediğiniz yere gider yerleşirsiniz. Size "Ne olur Türk olun." diye rica eden yoktur! Atatürk'ün açık bıraktığı kapı vardır. Girmek istemiyorsanız o kapıyı suratınıza kapatmayı da biliriz.
Dünyada 15 bine yakın dil yani ırk vardır. Devlet sayısı ise 200 küsurdur. Bu ırklardan yetenekli olanları önce halk sonra millet (ulus) seviyesine yükselmiştir. Daha da yetenekleri olanları ise hem millet olmuş hem de devlet kurmuştur. İşte Türk genetiğinin özeti de budur!
Küresel kraliyetçiler, Türkiye gibi güçlü ulus devletler yerine kolayca sömürebilecekleri minik minik aşiret devletçikleri istemektedirler. Bu nedenle de bizim gibi ülkelere etnikçilik pompalamakta ve etnikçileri her türlü desteklemektedirler. Buna karşın kendi ülkelerinde en ufak bir etnikçiliğe kesinlikle izin vermemektedirler. Hatta ülkelerine göçmen bile kabul etmemektedirler. Yani Türkiye'de etnikçilik yapanlar dış güçlerin işbirlikçi maşalarıdır.
Amerika örneği veren etnikçiler, Amerika'da Anglo Sakson kökenden olmayanların Amerikan Devleti'nde kilit noktalara asla alınmadığından habersizdir. Melez Başkan Obama Amerikan devletinin yalnızca bir imaj çalışmasıdır!
Kendini ısrarla ve inatla onbinlerce yıllık Türklük dışında görenler büyük Türk milletine düşman olduklarından bizim de düşmanımızdır!
Türkiye'de üst kimlik Türklüktür!
Bizler Türk evladı Türk'üz önce; gerisi kök, gerisi soy, gerisi hikâye.
"Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"
***
www.atasen.org.tr

7 Kasım 2015 Cumartesi

TÜRK KİMDİR?.. [Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene] Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

[Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene]
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ
Türk kimdir?‏
LONDRA; İngiltere – TC Burhan
Morali bozuk bir Türk'ü her gördüğümde , vah zavallı soydaşım O'na niçin birisi Türk Tarihi'ni öğretmemiş diye düşünürüm.
Brighton'dayız diğer Türk öğrenci arkadaşlarımızla, İngiltere'ye Üniversite üstü öğrenim için gelmişiz.
Akılalmaz biçimde kafamız bozuk hepimizin.
Çözelim (!) şu kafayı dedi, içimizden biri.
Okyanus sahiline gidelim , bi kasa soğuk bira götürelim , kumların üzerinde Okyanus'un
hep dalgalı , hep dalgalı , yani bizim gibi kafası bozuk ucu bucağı göryünmeyen ummanına
karşı sövelim , içimizi boşaltalım.
Kimseler de rahatsız olmaz ,  dalga seslerine karışır gider seslerimiz.
Öyle yaptık..
Ertesi gün sakin , dingin , mutlu halimi gören Bolivyalı kız arkadaşım nedenini sordu.
Olayı anlattım.
Senin filim olduğunu biliyordum  , meğer tüm Türkler filimmiş , dedi..
Her soruna bir çözüm bulmama şaşar , "sen hiç bi şeyden şikâyet etmez , pes etmez , korkmaz mısın " derdi.
Cevabım hep tekti ; " Ben Türk'üm ".
O'nun bilmediği , Tarih'e olan inanılmaz düşkünlüğüm , Türk Tarihi'ni özellikle yiyip.
içtiğimdi. Sadece Sakarya Savaşımız'ı bilse , beni tanımadan çoook önce " Filim Türkler"le
tanışmış olacaktı ! !
T.C. Burhan
***
Türk kimdir?
Mevlüt Uluğtekin Yılmaz
Sevgili okuyucum; genç arkadaşlarım ısrarla bana ‘Türk’ü tanımlamamı istiyorlar. Aslında öyle bir tanımlamayı yapmıştım. 20 Mayıs 2011 tarihinde çok okunanwww.haberiniz.com sitesi için sevgili Afşın Selim’in benimle yaptığı röportajda o konuyu anlatmıştım. O röportajda, söyleşi sürerken Sayın Selim bana “Hocam Türk’ün sizdeki karşılığı nedir?” diye, bir soru yöneltti. İşte o soruya verdiğim yanıtı sizlere sunuyorum:   
 “Türk olmak, kendisini Türk hissetmek, dünyanın en büyük mutluluğudur… Hukukî tanımlamayı bir yana bırakırsak, şöyle diyebilirim: Benim için Türk, genel kabul görmüş tüm güzel davranış ve düşünüşlerle gönül sarayını inşa eden kişidir. Hemen belirtmeliyim ki, dünyanın hiçbir dilinde ‘gönül’ sözcüğünün karşılığı bir sözcük yoktur. Gönül, yalnız Türk’ün dilinde vardır. Benim için Türk, ulu Tanrı’nın dünya insanlığına bir armağanıdır. Şu gerçeği açıkça ifade etmek zorundayım: Son dört bin yıldır dünya üstünde kesintisiz olarak adından söz ettiren iki millet var; biri Çinliler, diğeri ise Türkler! Çinlilerin dört bin yıl boyunca kesintisiz kendinden söz ettirmeleri çok kolay olmuştur. Çünkü Çinliler yurt değiştirmeden kendi yurtlarında varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ama Türkler öyle değil. O dört bin yıl içinde Pasifik Okyanusu’na burun veren Kamçatka yarımadasından, Adriyatik’e kadar uzanan bir coğrafya hareketliliği içinde var olabilmek, çok zordur. Dünya insanlık ailesi içinde, bunu yalnız Türkler başarabildi. Bu görkemli durum, bir kuru övünme değil. Türk’ü ötelemeye çalışan kimi ahmak zavallılar için bir kesin gerçeği daha ifade etmeliyim. Yabancı tarihçiler, “Dünya tarihinden Türkleri çıkartınız, tarih ilginçliğini kaybeder” diyor. Tüm bu sözlerimden, bir ‘Avrupa hastalığı’ olan kaba bir ırkçı yaklaşım anlaşılmasın. Öylesi bir ırkçılık Türk’ün dünyasında barınamaz. Ama şu da var ki; Türk’ün aşağılandığı, yok sayıldığı, sıradan bir ‘etnik grup’ olarak sunulmaya çalışıldığı yerde, ‘Türk’ün ne olduğu’ bilmeyenlere en keskin biçimde bildirilir; bildirilmesi de gereklidir. Bence Türk -durağı uçmak olsun- Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun dediği gibi- “Ulu Tanrı’nın soylu gözdesi”dir. Türk’ün ruhunu bir coğrafya parçası ile sınırlandıramazsınız. Türk’ün gönlü önce yurduna, sonra dünyaya açılan bir ulu saraydır. Türk’ün sevgisinden tüm yaratılmışlar pay alır.
Pekiyi… Türk kimdir? Türk; M.Ö. 201 yılında Peteng yaylasında Çin ordusunu kuşatan, sonra da affeden Mete Han’dır. Türk; 12. yüzyılda Türk ordusu karşısında perişan olan Haçlı ordusunun yaralı askerlerine ekmek, su veren; onları tedavi edendir… Türk; 1171 Karamık Beli-Düzbel (Miryokefalon) Savaşında, Malazgirt’ten sonra Bizans’ı ikinci kez yenince, Malatya Süryani Patriği Mihail’e“Efendim, bu savaşı sizin dualarınızla da kazandık” diyebilen, bir 2. Kılıçarslan’dır… Türk; Çanakkale savaşlarında 16 yaşındaki silahsız Anzak askerini öldürmeyen Mehmetçiktir. Türk; Başkomutanlık Meydan Savaşıbitiminde, savaş meydanına serili Yunan ölüleri arasında 17 yaşında çelimsiz Yunan askerini görünce “Ah çocuk sen niye geldin buralara” diye üzülen bir Mustafa Kemal Paşa’dır! Türk, korkusuzluktur! Türk, öfkesine sabır gemi vurandır. Aynı zamanda Türk, yüce değerler için hiç düşünmeden kendini feda edendir. Türk öncelikle ve kesinlikle toplumcudur! Kısacası, Türk olmak zordur. Ve ben dünyamızdaki haksızlıkların, yoksullukların, açlığın, savaşların; ancak Türklerin dünyada çok etkin olmasıyla son bulacağına inanıyorum. Bu sözlerimden dolayı,  bana ‘hayâl âleminde yaşıyor’ diyenler de olabilir. Desinler! Ben sadece insan, insanlık adına, lekesiz, gölgesiz, görkemli bir tarihin bana öğütlediği katı bir gerçeği ifade ettim.” (İliştiri: Gaziantep Üniversite’sinden, Türk dünyasının gözü-kulağı olan değerli akademisyen Sayın Erdal Bay’ın ilettiği “Kosova’daki Türk Okulu için yardım” konusunu gelecek hafta duyuracağım.)
Esen kalın efendim. (05 Kasım 20115 – Yeniçağ Gazetesi)