KİMDİR BU
((SABETAYLAR gibi YAHUDİ orijinli ERMENİ unsur))
PAKRADUNİLER
Arif Neşet Caner
"Pakraduni"ler, Anadolu'nun İslamlaşması ve
Türklere vatan yapılması üzerine, özellikle Ermenilerin rağbet gördüğü Selçuklu
ve Osmanlı döneminde, Musevilikten Ermeniliğe geçen, 1915 olayları sonrası ve
Cumhuriyet sürecinde ise Müslümanlığı seçen, ama Yahudi zihniyetini nesilden
nesile gizlice sürdüren bir topluluk olmaktadır.
Fanatik Ermeni karşıtlığıyla Türk ırkçılığını (Turancılığı)
savunmak, her fırsatta İslam'a saldırarak, sosyalist ve Kemalist bir tavır
takınmak bunların alâmetifarikasıdır. Ama sadece solcu değil, sağcı partilere;
hatta Milli Görüş'e de sızanlar vardır. Örneğin, "Durmuş Durduyan"
iken Oğuzhan Asiltürk'e dönüşen Pakradunilere rastlanmaktadır.
Asırlarca Ermeni toplumunu yöneten Yahudi asıllı ‘Pakraduniler'in hikâyesi yeni
günışığına çıkmaktadır.
Selanikli Sabetaycılar, İspanyol Maranolar ve İranlı Meşhedilerden sonra
Ermeniler içinde de Yahudi orijinli bir unsurun 2 bin 700 yıldır varlığını
sürdürdüğü anlaşılmaktadır.
Pakraduniler (Bagratuni/Bagratids) adı verilen ve asırlarca
Ermeni toplumunu yöneten cemaatin hikâyesi M.Ö 730 yılında başlayıp günümüze
kadar uzanmaktadır. Bu iddianın sahiplerinden birisi de araştırmacı-yazar Levon
Panos Dabağyan'dır.
Yahudi asıllı Pakraduniler’in M.S. 1045 yılına kadar
Ermenileri "acımasızca" yönettiğini ifade ederek, iddialarına dayanak
olarak dünyaca ünlü Yahudi tarihçilerinden Prof. Dr. Abraham Galante'yi
gösteriyor. Galante, "Pakraduniler veya Bir Ermeni-Yahudi Tarikatı"
adlı kitabında, "Pakraduniler, varlıklarını Juda İmparatorluğu'nun
sonlarından (M.Ö. 7. yüzyıl), 20'nci yüzyıla dek sürdürmüş olan Ermeni-Yahudi
karışımı bir kavimdir" saptaması yapmaktadır.
Bizans'ın kendi krallıklarına son verdiği Pakraduniler, Selçukluların
hâkimiyetine girdikten sonra yüzyılımıza kadar hayatiyetini cemaat içinde devam
ettiriyor.
Hikâye milattan önce 730 yılında başlıyor. O tarihte, Ermeni Kralı Sannasar,
Filistin'e yaptığı seferde İsrail Kralı Osee'yi öldürerek, 10 Yahudi kabilesini
esir alıyor. Sonra onları Fırat'ın ötesine, Güney Ermenistan'a yerleştiriyor.
M.Ö. 700'lerde, bu kez Babil Kralı Nabukadnezar, Mısır Kralı Necho ile Kudüs
Kralı Yoachim'e karşı bir savaş açıyor. Söz konusu sefere, Doğu Ermenistan
Kralı Hıraçya’da büyük bir ordu ile katılıyor.

Hıraçya'nın bu savaşta gösterdiği olağanüstü başarı,
Nabukadnezar'ı fazlasıyla memnun ediyor ve esir aldığı 10 bin Yahudi'nin
yarısını Kral Hıraçya'ya hediye veriyor. Bu esirler arasında İsrailoğulları'nın
önemli şahsiyetlerinden Prens Şampat (Smbat/Shampat) da bulunuyor. Şampat, kısa
zamanda Hıraçya'nın takdirlerine mazhar oluyor. Devlet hizmetine alınıp, önemli
mevkilere yükseliyor.
Esirlikten
soyluluğa:
Pakraduniler (Ermeni Görüntülü gizli Yahudiler)
M.Ö. l5O'lerde soyunun Hz. Davud'a (as) dayandığını iddia eden ve adı
"Pakarad Şampa" olan bir Yahudi, zamanın Ermenistan Kralı Vağarşak'a
başvurarak, saray hizmetine girebilme talebinde bulunuyor. Dikkat çekme ve
kendini sevdirme açısından Prens Şampat'ı dahi gölgede bıraktığı kaydedilen
Pakarad Şampa, Kral Vağarşak'ın en yakın bendeleri mevkiine erişiyor. Sonunda
şaşırtıcı bir şekilde, Ermeni Kralları'na taç giydirme imtiyazı ile 10 bin
süvariye komuta etme hakkını elde ediyor. M.Ö. 90-36'larda Ermeni krallarından
Dikran II. (Büyük Dikran) İsrailoğulları’na yönelik yeni bir sefer düzenliyor.
Bu sefer sırasında esir aldığı binlerce Yahudi'yi o da ülkesine götürüyor.
Esirler arasından seçtiği "Aşod" adında bir asil Yahudi'yi özel
hizmetine alıyor. Bu olaylar sonucunda Ermenistan'a yerleşen ve zamanla
nüfusları hızla artan esir Yahudiler, sürgün yıllarının sembol ismi Prens
Şampat'ın hatırasını kendilerine rehber edinerek, teşkilâtlanıp millî
varlıklarını koruyabilme mücadelesine girişiyor. Zamanla Ermenilerin yönetimini ele geçiren Pakraduniler M.S.
1045'e kadar Ermenistan'da saltanat sürmeyi başarıyor.
26 yüzyıldır Yahudilikleri devam ediyor "Kripto Yahudilik" konusunda
uzman olan Türkiyeli Yahudi Prof. Abraham Galante, "Les Pacradounis ou Une
Secte Armeno-Juive/ Pakraduniler veya Bir Ermeni-Yahudi Tarikatı / Baskı: 1933,
Fransızca İst." adlı eserinde bu konuda hayli enteresan bilgiler veriyor:
"Pakraduniler varlıklarını Juda İmparatorluğu'nun
sonlarından (M.Ö. 7. yüzyıl), 20'inci yüzyıla kadar sürdürmüş olan
Ermeni-Yahudi karışımı bir kavimdir. Eğin'de, ‘Erzurum-Sivas arasında' (Malatya
Balaban-Hekimhan, Erzincan Kemaliye hattında), Marmara Denizi'nin Avrupa
yakasında ve İstanbul Hasköy'de yaşamış oldukları bilinen Pakraduniler, 26
yüzyıldır Yahudi yönlerini sürdürmekte gösterdikleri kararlılık nedeniyle
Portekizli Marano'lar, Selanikli Dönmeler ve İranlı Meşhediler gibi Yahudi
kökenli topluluklar arasında sayılabilirler."
Malatya tarafından Darende'nin Balaban kasabasına girişte ve
yol üzerindeki Havra, kilise ve cami karışımı yapı incelemeye ve irdelemeye
değerdir.
Dabağyan, Pakradunilerin kullandığı isimlerin Ermenilerden farklı olabildiğini
söyleyerek; Ermeni tarihçi Gatoğigos Ğorenazi'den şu nakilde bulunuyor:
"Simpat adını, ‘Pakraduniler' oğullarına verirler. Bu isim İbranice'den
geliyor ve aslı ‘Şampat'tır. Ermeniler arasında asırlarca pek revaç görmüş olan
‘Pakrat, Simpat, Aşot, Kakik, İsrael, Tavit' gibi isimlerin Ermeni menşe'li
olmadığı bariz şekilde meydana çıkmaktadır."
Dabağyan, Bizanslı tarihçi Pavostos'un, 3. Asır'da bölgede iskân edilmiş ve
kısmen Hıristiyan olmuş Yahudilerin miktarını 400 bin olarak verdiğini de
kaydediyor.
Konunun uzmanı Gad Nassi: "Pakraduniler domuz eti yemezler, oysa
Ermenilerde serbesttir" diyor Sabetaycılık, Ladino ve Kripto Yahudi
cemaatleri konusunda uzman isimlerden araştırmacı-yazar Dr. Gad Nassi,
Pakradunilerin 20. yüzyılın ilk yarısına kadar özel gelenekleriyle
Sivas/Divriği ile Erzincan/Eğin (Yeni adı Kemaliye) arasındaki bölgede
varlıklarını sürdürdüklerini belirtiyor. Nassi'ye göre cemaatin yayılımı,
Arapkir, Hekimhan Kapadokya ve Kilikya/Çukurova'ya kadar uzanıyor.
Nassi, Pakraduni soyundan gelenlerin fiziki görünüşlerinin Ermenilerden
ayrıldıklarını, kafa yapısı olarak Yahudiler gibi Dolikosefal olduklarını
kaydediyor. Bir Yahudi-Ermeni'nin evinde vefat gerçekleştiğinde, evin içini
tamamen değiştirdiklerini, evde asla su kullanmadıklarını, çünkü ölüm meleğinin
kılıcındaki kanı bu suyla temizlediğine inandıklarını belirtiyor. 7 gün iş
yapmayıp Yahudilerde olduğu gibi yas tuttuklarını da belirtiyor.
Nassi, Pakraduniler’in Yahudiler gibi asla domuz eti
yemediklerini, cumartesi günü çalışma yasağına riayet ettiklerini, genelde
cemaat içinden evlendiklerini ve soyadlarının da Yahudi kökenlerini anlatacak
şekilde verildiğini ifade ediyor. Bunun da Ermeniler arasında "Yahudiliğin
bir uzantısı" olarak değerlendirildiğini söylüyor.
Nassi, Pakraduniler’in, siyaset, ticaret ve finans alanında
çok becerikli olduklarını kaydederken, benzer bir grubun da geleneklerini
koruyarak 19'uncu yüzyıla kadar Gürcistan'da Gürcüler içinde hayatiyetini devam
ettirdiğini ifade ediyor.
Aleviliği
istismar eden Rafızî Ermeniler kimlerden oluşuyor?
Fransız Mareşali Horace Sebastiani, Türkiye Ermenileriyle
ilgili 1814 tarihli raporunda: Ermenileri normal Ermeniler ve Rafiziyyun/Rafiziler"
olarak ikiye ayırır. Dabağyan "Osmanlı İmparatorluğunda Şer Akımlar"
kitabında bu raporu değerlendirirken, Fransızların Türkiye'deki etnik yapıya
daha 1800'lü yılların başında bile ne kadar hâkim olduklarının anlaşıldığını
ifade ederek şöyle tepki veriyor:
"Selçuklular devrinde, Alparslan'ın saflarına geçerek, Bizans'a karşı
savaşan ve sonradan İslam dinini kabul eden Ermenilerin büyük bir kısmı,
bilahare ‘Alevi Mezhebi'ne geçmiş ve öyle kalmışlardır.
(Yaptıkları isyan ve taşkınlıkları da saf Alevi Müslümanlara
mal etmeye çalışmışlardır.) Demek ki, Mareşal Horace Sebastiani, Fransa'nın
Türkiye üzerinde taşıdığı gizli emellerin tahakkuk sahasına aktarılacağı zaman,
Osmanlı topraklarında yaşayan bilumum unsurlardan istifade edebilmek için
Anadolu topraklarında yaşayanları da iyiden iyiye tetkik etmiş veya
ettirmiş!" diyor.
Ermeni asıllı
Türk vatandaşı yazar Torkom İstepanyan ise Pakradunilerle ilgili şu
değerlendirmede bulunuyor:
"Türk-Ermeni kardeşliğinin başlangıcı 11'inci yüzyıl
ortalarına dayanır. 1064'te Pakraduni Ermeni Krallığına Bizanslılar tarafından
son verilince, Bizans zulmüne dayanamayan Ermeniler Türklerin himayesine
sığınmışlardır. Bu devre onlar için huzurlu yıllardır.
Vatanlarına sımsıkı bağlanmışlardır. Türkler tarafından
bunlardan bazılarına "Paşa"lık unvanı bile takılmıştır. Böylece ilk
Türk-Ermeni dostluğunun temeli atılmıştır. Bu kardeşliğin en güzel kanıtı da
bugün dünyanın dört bucağına serpilmiş olan Ermeni toplumunun günümüze dek
varlığını sürdüren Türkçe kökenli soyadlarıdır. Örneğin, Romanya doğumlu olduğu
halde dünya Ermenilerinin Ruhani Reisi Gatogigos Vazgen I'in soyadı
‘Balcıyan'dır."[1] Ermeni isyanlarının arkasında Pakraduniler yatıyor!
Yazar Levon Panos Dabağyan, Ermeni meselesinin can damarını teşkil eden
"1. Zeytun İsyanı'nın" arkasında Fransa ve Vatikan'ın bulunduğunu,
isyanın düzenleyicilerinin Pakraduniler olduğunu ileri sürüyor. Dabağyan,
Zeytunluların kökeniyle ilgili olarak şöyle diyor:
"Ani Beldesi'nin Bizanslılara geçmesinden ve
Bizanslıların Ermeni katliamından sonra, Anadolu'nun muhtelif bölgelerine
dağılan ‘Pakraduni Hanedanı' mensupları Haçin ve Zeytun havalisine
yerleşmişlerdi. Dolayısıyla (Fransa'nın gönderdiği Katolik Ermeni) maceracı
Leon, Ermenileri isyana teşvik için gerçekten en münasip bölgeleri seçmiş
demekti. Zira Pakraduni Hanedanı, zaten birtakım entrikalara müsait ve gayri
Ermeni bir unsur idi" diyor.
Dabağyan 1862 ve 1895'te iki kez denenen isyanın ise Türkiye'ye sadık Gregoryen
Ermenilerin destek vermemesi üzerine akamete uğradığını kaydediyor.
Pakradunilerin de hâlâ var olduğunu belirtiyor:
"Hâlâ varlar tabii; ama sayıları ne kadardır ve hangi
organizeler içinde yer almışlardır bilemem. Sanmıyorum. Ancak, bizde birine
‘Pakraduni!' dedin mi, bu hakaret için kullanılırdı. Çocukken birine kızdığımızda,
‘Pakradunisin ulan sen!' derdik. Onların ırklarından gelen bir zekâları,
müstehzi bir bakışları, hesapçı, işini bilir bir yapıları vardır. Tarım ve
zanaattan çok hep ticaretle, para/finans işleriyle uğraşmışlardır."
Levon Panos Dabağyan gibi, seçkin ve seviyeli bir aydınımız olmakla beraber,
T.C. Devletine ve ülkesine gönülden bağlı, hepimizin ortak üst kimliği olan
Türk kavramına sahip ve saygılı bir Ermeni vatandaşımızın bu gerçekleri
samimiyetle açıklaması ayrı bir önem kazanmaktadır.
PAKRADUNILER
HANEDANI VE ERMENİLER
"Selçuklular ve Öncesi Devirleri" (859-1045) Tarihi kaynaklarda ve
tarihi yeni kitaplarda, "Ermeniler ve Ermenistan" konusuna temas eden
bölümlere dikkatle bakılarak olursa, şu garip durumla karşı karşıya gelinir.
Şöyle ki; hayırlı işler yapmış olan Ermeni büyükleri kötülenir ve bilhassa
"Türklere ihanet etmiş" olanlar ise, "doğrudan Ermeni
gösterilir." Bu durum ise Ermeni kavmini Türklere karşı ve düşman
oldukları intibaını uyandıran bir taktiktir!.
Gerçi böylesi icraatların gerçek çehresini açıklığa kavuşturan, "siyaset
dışı" tarihi kaynak ve eserler mevcuttur. Ancak, ne yazık ki böylesi
tarafsız eserler maalesef pek az olduğundan gözlerden uzak kalmaktadır.
Biz, yukarıda kayda geçtiğimiz bu garabetli işe Türk-Ermeni münasebetlerini ilelebet
bozuk tutmak isteyen bir takım "gizli ellerin karıştığı" ve tarihi
tahrif yolu ile sinsi maksatlar güttükleri inancıyla bakmaktayız.
Meselâ; Kars-Ermeni kralı Kakik II’ nin, Sultan Alp-Arslan'ın samimiyetini
istismar etmesi vakası, doğrudan; "Ermeni samimiyetsizliği, Ermeni
ihaneti" olarak birçok tarihi kaynak ve eserlerde geçmektedir. Peki, bu
doğru mudur? Hemen cevaplayalım: Hayır, doğru değildir! Tam aksi; "Tarihi
bir yanlış veya tahrifattır."
Zira Kakik II’ nin saltanat sürdüğü dönem olan (1042-1045)
tarihleri arası, "Doğu-Ermenistan"ın külliyen "PAKRADUNİLER
HANEDANI HAKİMİYETİ"nde olduğu tarihi kaynaklarca sabittir.
Kral Kakik II ise; tam iki asır Ermenistan'a hükümran olan ve aslen Ermeni
asıllı olmayan, Pakraduniler Hanedanının son hükümdarı idi.
Ancak buna rağmen, daha sonraları çok ağır bir hata işlemiş
olduğunu anlayarak, Sultan Alp-Arslan'dan af dilemiş ve Yüce Türk Hakanı onun
özrünü kabul ederek, kendi saflarına davet etmiş ve fakat, ardı ardına meydana
gelen aksilikler, Kral Kakik II’ nin yüce hükümdarın yanına varabilmesini
önlemiştir ve öyle sanıyoruz ki, şayet varabilseydi, Ermeni kavmi günümüzdeki
hazin durumda olmayacaktı!.
O asırların Ermenilerine gelince, bu bahtsız kavim kendi ülkesi içinde olduğu
halde: yabancı bir kavmin boyunduruğu altında inim inim inleyip durmuştur. Bir
başka ifadeyle kendi hayatları, kendi yaşantıları hususunda tek bir söz dahi
söylemeye hakları yoktu. Yani açıkçası kendi ülkelerinde, bir başka kavmin
esareti altındaydılar.
O halde bu tarihi yanılgıyı veya bilhassa tahrif kanalı ile gerçeklerin
bilinmemesini sağlayanların, iğrenç tahrifatlarını meydana çıkartmak ve tarihi
belgelerle gerçekleri ispat etmek, Türk-Ermeni münasebetlerinin
düzeltilebilmesi açısından, bizlerin attığı ilk adım olmuştur, diyebiliriz.
Çünkü Sultan Alp-Arslan ve Kral Kakik II vakası; Türk ve
Ermeni münasebetleri bahsinde hiç de kulak arkası edilecek bir vaka değildir.
Çünkü günümüzdeki bağımsız Ermenistan başta olmak üzere, batı ülkelerinde
emperyalist devletlerin ücretli maşası Ermeni bozuntuları da dâhil. Ermeni
milleti bir bütün olarak varlığını külliyen;
"Selçuklu, Osmanlı Devletleri ve dolayısıyla da, yüce
Türk milletine medyundur." Bunun aksini iddia edenler ya cahil veya
hamaset duygularıyla körelmiş basiretsiz nankörlerdir. Çünkü tarih hemen her
meselenin doğrusunu gösteren en değerli anahtardır. Bu anahtarı dürüst
kullanan, hakikatlerin nurlu ışığını rahatlıkla görebilir!.
"Pakraduniler'in Ermeni soyundan gelmedikleri bahsine temas etmeden, şu
noktayı bilhassa belirtmek isterim ki; "Pakraduniler'in menşeine temas
ederken, hiçbir surette; "ırkçı bir tutum neticesi, fanatik düşüncelere
saplanmış değilim." Irki mevhumlar üzerinde durmamın yegâne sebebi; tarihi
vakaları tüm yönleriyle meydana çıkarıp, değerli okuyucularım ile tarih
meraklılarına, Ermeniler konusunda en sağlam kayıtları sunabilmektir. Kaldı ki,
tarihi mevzularda, vakaları gün ışığına kavuşturabilme uğraşında daha başka bir
sistemin var olduğu asla söylenemez.
Çünkü öyle bir sistem mevcut değildir. Dahası tarih bir hadiseyi
gün ışığına çıkartıp, aydınlığa kavuşturabilme çalışmalarında; herhangi bir
kavmin gocunabileceği düşüncesiyle hareket edilecek olursa, ortaya kupkuru bir
yazı kalabalığı çıkmış olur, böylece onca emek verilmiş bir eser, sırf bu
sebepten dolayı, hakiki özelliğini yitirmiş olur.
Dolayısıyla "Türk, Ermeni, Yunan, Rum, Süryani ve
Musevi'ler başta olmak üzere hemen hiçbir milletin mensubu; eserimizde yer alan
vakalar içinde, kavimleriyle alâkalı menfi pasajlara rastladığı zaman asla
gocunmamalıdır. Dahası bu kitapta ana temayı temsil eden konu her şeyden evvel
yüce Türk millet ve devletinin millî menfaatleri başta olmak üzere; süper
devletler tarafından günümüzde dahi adeta bir kobay gibi kullanılan, Ermeni
milletinin istikbali mevzubahistir. Buna rağmen kitapta yer alan vakalar içinde
geçen her kavmin millî haysiyeti özellikle düşünülmüş ve doğrudan şahısların
icraatları üzerinde durulmuştur.
Yer yer rastlanacak olan menfi değerlendirmeler ise bizim
yorumlarımızın dışında kalmaktadır. Zira, bizzat o çağlarda yaşamış ve vakaları
bizzat görebilmiş tarihçilere aittir ki; bu durum karşısında hemen herkesin
şapkasını çıkarması lâzımdır! Dahası; "Rüzgâr ekenlerin, fırtına biçmekten
gayrı hiçbir çareleri olmadığını" peşinen kabullenmek elzemdir. Çünkü
kaçınılmaz bir gerçektir!
Hele hele
FRANSIZLAR, İNGİLİZLER, RUSLAR ve AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ, bu hususta hiç
mi hiç alınmasınlar.
Zira bir buçuk milyon Ermeni'nin Türkler tarafından kesilmiş
olduğu iddiasını; yıllar yılı çeşitli entrika ve propagandalarla Ermenilerin
kafalarına sokan ve bu uğursuz propagandayı hâlâ sürdüren bizzat kendileridir.
Dahası Ermeni-komite artıklarının meydana getirdikleri, acımasız cinayet
şebekelerini; madden ve manen besleyen ve de ülkelerinde barındıranlar yine
kendileri olmuş ve olmaktadır!
Bu konuda son bir hususa daha temas etmek isterim ki, gerçekten bu babda pek
üzgünüm. Daha doğrusu, "Türk-Ermeni cemaati olarak" son derece
üzgünüz. Durum aynen şudur:
Yıllar yılı gizli gizli Ermeni cemaati aleyhinde bulunan ve bilhassa bazı Bab-ı
Ali gazetelerince Türk-Ermenisini de rahatsız eden yalan yanlış beyanlarla,
Türk-Ermenileri aleyhinde bir cereyan meydana getirmeye çalışan ve bizler gibi
dinen azınlık bir kavim, bu durumu günümüzde daha da hızlandırmış ve bizleri
kötüleyebilmek için her ne melânetlik var ise sergilemektedir!
Bu entrikacı kavmin asıl hedefi ise Türkiye'de bir tek Ermeni'nin kalmamasına
dayanmaktadır. Bunu istemesinin hem de pek derin bir arzu ile istemesinin
yegâne sebebi ise "Ermenilerin gitmesinden sonra, ülke ticaretini külliyen
ele geçirebilmesi gayesine" dayanmaktadır!
Bunda muvaffak olabilirler mi, olamazlar mı orasını bilemem ama yazar Ali
ULUSAL Beyin şu değerli uyarısı, bu doymaz kavme, herhalde bir nebze olsun
nasihat yerine geçer diye düşünmemekte, doğrudan niyaz etmekteyim.
"HERKESİN
BİR HESABI VARSA, ALLAH'IN AYRI BİR HESABI VARDIR."
PAKRADUNILER'İN MENŞEİ VE SAHNEYE ÇIKIŞLARI
M.Ö. 730 tarihinde Kral Sannasar, Beni İsrail'e yaptığı seferde; Beni İsrail
Kralı Osee'yi öldürerek, Samarie'de taş üstünde taş bırakmamış ve "10
Musevi Kabilesini esir alarak, Fırat'ın ötesine, Güney-Ermenistan'a
yerleştirmişti ve bu bir başlangıçtı.
Yine M.Ö. 700'lerde Kral Nabukadnezar; Mısır Kralı Necho ve Kudüs Kralı
Yoachim'e karşı bir sefer açmış ve bu sefere, Doğu-Ermenistan Kralı Hıraçya da
büyük bir ordu ile iştirak etmişti.
Hıraçya'nın bu savaşta gösterdiği olağanüstü dövüş gücü, sadakat ve kahramanca
saldırıları, Kral Nabukadnezar'ın pek hoşuna gitmiş ve Kral Hıraçya'yı
takdirle, esir almış olduğu 10.000 Musevi'nin yarısını ona hediye etmişti ve bu
esirlerin arasında ilerde Ermenileri külliyen hâkimiyetleri altına alacak olan
bir esrarengiz kavmin ünlü prenslerinden Şampat da bulunuyordu. Zeki ve
becerikli olan bu Prens, zamanla Kral Hıraçya'nın sevgi ve takdirini kazanarak,
"Devlet Hizmeti'ne alınarak önemli mevkilere yükseltildi ki, bu durum
bizzat bir Ermeni Kral tarafından, bilemeden kendi milletine yaptığı bir
yanlışın doğrudan kendisi idi!
Daha sonra M.Ö. 150-128'lerde; aile menşeinin Hz. Davud Peygambere dayandığını
iddia eden ve adı PAKARAD ŞAMPA olan bir Yahudi, Ermeni Kralı Vağarşak'a
müracaat ile saray hizmetine girebilme dileği ile bin bir dil dökerek, kabul
edilmesi için adeta yalvardı...
Bu garip ve son derece esrarengiz yabancının nasıl birisi olduğunu ve söylediği
gibi gerçekten hayli maharetli olup olmadığını merak eden Kral Vağarşak, Kral
Hıraçya'ya hizmet veren Prens Şampat'ın, kralı son derece memnun kılmış
olduğunu da dikkate alıp, bu yabancıya bir şans tanımayı uygun bulmuştu. Zira
kendisine müracaat eden yabancı da aynı ırka yani diğerinin ırkına mensuptu.
Dolayısıyla bu esrarengiz Prens, Pakarad Şampa da böylece hizmete alınmış oldu.
Ne var ki, bu yabancı Prens, diğer ırkdaşından daha atak ve daha cüretkârdı.
Nitekim devlet hizmetindeki üstün başarıları o derece fayda temin etmişti ki,
Kral Vağarşak bu Yahudi Prensini kendi gözdeleri arasına kattı ve böylece
Pakarad Şampa Ermeni Krallarına taç giydirme imtiyazı ile "10.000
Süvariye" komuta etmek hakkını elde etmişti.[2]
Bütün bu hadiselerin zuhur ettiği dönem içinde Kral Vağarşak, yeni bir Mabet
inşa ettirmiş ve Mabedin iç tasarım çalışmalarında duvar süslemelerinde
"Güneş, Ay ve atalarının tasvirleriyle" bazı konularla alakalı
motifler işletmişti ve inşası iç tezyinatla birlikte tamamlandıktan sonra,
Mabedin açılışı göz kamaştırıcı bir muhteşemlik içinde icra edildiğinde, Mabede
gelen Kral Vağarşak, sevinç ve gururla ilerlerken, önünde yürüyen merasim
kıtası, son derece nefis bir sanat eseri olan "altın bir kartal"
taşımaktaydı ki, bu adet ananevi idi. Ermeni krallarının önünde muhakkak
altından imal edilmiş bir kartal taşınırdı.
Muhteşem bir merasimle Mabede giren Kral Vağarşak, Pakarad Şampa'ya;
"Kendisi ile birlikte tanrılarına ibadet etmesini teklif etti."Ne var
ki, Pakarad bu isteği kesinlikle reddedince, Kral Vağarşak bu bendesini daha
ziyade sevdi. Zira karşısındaki bir kral dahi olsa, dininden dönmeyi kabul
etmemişti. Bu onun son derece dürüst olduğunu tekrar tekrar ispat etmekteydi.
Dolayısıyla O'nu affetti.
Ancak, bu durum zaman içinde bir başka boyuta dönüşünce, karşılıklı saygının
yerini sinsi bir düşmanlık almıştı. Şöyle ki, Kral Vağarşak'ın mahdunu, Arsak
I, babası ile aynı düşünceye sahip değildi ve bu esrarengiz Yahudi'den hiç mi
hiç hoşlanmıyordu. Dahası, onu gördüğü zaman, manasını bir türlü kavrayamadığı
garip bir sıkıcı his bütün benliğini kaplamaktaydı!
Böylesi karmaşık hisler içinde bocalayan Arsak I, mezkûr Pakraduni'nin
mahdunlarına aynı teklifi tekrarladı ve kendi inandığı tanrılara tapınmalarını
emretti. Ancak, Pakarad'ın mahdunları emri şiddetle reddettiler. Bunun üzerine
gazaba gelen Kral Arsak I, gözlerinde şimşekler çakarak, kızgınlık içinde
şunları söyledi, daha doğrusu adeta haykırdı:
- Güneş ve Ay Tanrılarına tapınmayanlar dinsizdir ve ölümü hak etmişler
demektir! diyerek her iki Musevi gencin başlarını vurdurdu. (M.Ö. 128-115)
Kral Arsak I'den sonra ise aynı şiddeti gösteren, ünlü Ermeni Krallarından,
Dikran II (Büyük Dikran diye bilinir), İsrail'e yeni bir sefer hazırladı ve bu
sefer esnasında (M.Ö. 90-36) aynen Kral Hıraçya gibi, binlerce Musevi'yi tutsak
alarak ülkesine götürdü ki, ülkesine döndüğü zaman atının iki tarafında yürüyen
Musevi Prensleri, onun muzaffer dönüşünü müjdeleyen birer belge nişanesini temsil
etmekteydiler. Bunların içinden seçtiklerini kendi hizmetine alan Kral Dikran
II hizmetinde bulunan Aşod adındaki Musevi'ye:
- Şahsın ve soydaşların, benim milletimin inandıkları tanrılara inanıp,
tapınacaklar. Emrim derakap uygulanacak! dedi. Ne var ki, Aşod da diğerleri
gibi, dinini değiştirmeyi kabul etmedi ve kesinlikle reddetti.
Bunun üzerine gazaba gelen Büyük Dikran; Aşod'un dilini kestirdi ve ülkesinde
bulunan bütün Musevileri, kendi adına inşa ettirmeye başlattığı,
"DİKRANAKERD" - "DİYARBAKIR SURLARI" inşaatında
çalıştırmaya karar verdi ki; mevzubahis surların ve şehrin inşasında, Kapadokya
seferinden getirmiş olduğu 300.000 esir çalıştırılmaktaydı.
TUTSAK MUSEVİLER
TEŞKİLATLANIYOR
Ancak, o asırlarda belki geçerli olan ve fakat tamamen vahşeti temsil eden bu
trajik vakalar, Musevileri bir yerde aralarında birleşmeye doğru gitmiş ve
böylece teşkilâtlanmaya başlamışlardı... Hani hakları da yok değildi. Bu
diyarlara gönül azalarıyla gelmemiş, tutsak olarak getirilmişlerdi.
Dolayısıyla, yurtlarından edildikleri yetmezmiş gibi, bir de "sadece
kendilerine özgü, müstakil dinlerinden de olma tehlikesiyle karşı karşıya
kalmaktaydılar!
Böylece her birisi, yekdiğerine tam bir içtenlikle
sarılarak; İsrail Prensi Şampad'ın hatırasını kendilerine başlıca rehber edindiler
ve Pakarad Şampad'ın liderliğinde, gizlice teşkilâtlanmaya başladılar.
Teşkilâtlandıktan sonra, kin ve intikam hırsı içinde
öylesine zekice bir plân hazırladılar ki, plânın mükemmelliği karşısında
kendileri dahi adeta şaşkına dönmüşlerdi!
Plâna göre, kademe kademe ilerleyerek, Ermenistan Sarayını külliyen ele
geçirecek ve böylece devletin kilit noktalarına erişerek, ülkeyi tamamen
hâkimiyetleri altına alacaklardı.
Ermenilere gelince, onlar bu durumun hiç mi hiç farkında değildi ve son derece
temkinli hareket eden Musevilerin hizmetlerinden son derece memnundular. Ancak,
bu memnuniyetleri ve Musevilere karşı umursamaz bir tavır almaları, daha
sonraki yıllarda Ermenilere pek pahalıya mal olacak ve Ermenistan'ı külliyen
ele geçiren Museviler; tamamı tamamına "İki Asır", Ermeni milletine
adeta kan kusturacak ve de Ermenistan'ın sükûtuna kadar, Ermenilere; kendi
vatanlarında tutsak hayatı yaşatacaklardı...
Pakraduniler'in
Hâkimiyete Geçiş Devri Başlıyor (M.S. 859-885)
Kral Vağarşak döneminde başlayarak, sistemli şekilde ve hiç mi hiç sezdirmeden,
tüm tasavvurların fevkinde servet edinip, ülkenin "iktisadiyatına"
tesir edebilecek seviyeye yükselen Museviler, yine kendilerine has bir sabırla
hemen her engeli bertaraf ederek, zamanla elde ettikleri muazzam servet
sayesinde "ARARAT'-TAYK VİLAYETLERİ'nin yarısından fazlasını satın
almışlardı. Mesela Durperan'da, yüksek Ermenistan'da ve Gugark'ta gayet muazzam
ve şaşaalı mülkleri bulunuyordu. Sekizinci asırda ise, Pakraduni zürriyetinin
emlâkine: "Bâyezid, Bagaran, Muş, Kulb, Kars, Shirakavan, Ani, ispir,
Ahısha, Artvin ve Ardahan şehirleri" de ilave edilmişti.[3]
(M.S. 637 tarihinden itibaren "Arap hâkimiyetine" giren Ermenistan, o
tarihlerde tam bir kargaşalık ve anarşi içindeydi. Gerçi hakiki Ermeni halkı
henüz çoğunluktaydı ama Ermenistan'da gerçek manada söz sahibi
olanlar "PAKRADUNİLER" yani, "Musevi dönmeleri"
idi.
Velhasıl, Ermeni milleti çoktan hükümranlığını yitirmiş; fukaralık ve sefalet
içinde kıvranarak, kendi ülkelerinde adeta tutsak hayatı yaşamaktaydılar. Bir
başka ifadeyle de; "Doğu-Ermenistan, Ermenistan olmaktan çoktan
çıkmış; "Yahudistan" şekli almıştı!.. İşin en enteresan ve
hazin tarafı da, Ermenilerin bu durumun farkında olmayışlarıydı ve acı gerçeği
öğrendikleri zaman ise, iş işten çoktan geçmiş olacaktı...
Böylesi bir garip şerait içinde Araplarla anlaşan Pakraduniler, Araplara ağır
vergiler vermeyi kabullendiler. Zira nasıl olsa bu ağır vergileri kendi
keselerinden ödemeyip, sahipsiz halkın sırtından elde edeceklerdi. Yani bu ağır
yükün altına giren, doğrudan doğruya "Turan-Ermenileri" olacaktı.
Nitekim bin bir yokluk içinde kıvrım kıvrım kıvranan bu zavallı ahaliye;
"Pakraduniler ve Araplar" adeta kan kusturacaklardı...
Vergileri toplama görevi Araplar tarafından, "Aşod Pakraduni'ye verildi ve
"Prensler Prensi" unvanı ile Ermenistan'a vali tayin edilen Aşod
Pakraduni, bu görevinde beklendiğinden ziyade başarılı oldu ve böylece; değil
vergi ödemek, yiyecek ekmeğini zor temin edebilen Ermeniler'in, ellerinde,
avuçlarında her ne var ise alındı, daha doğrusu cebren gasp edildi...[4]Yazar
Nejat HAKKUL
***
[1] (Sorun olan Ermeniler / Suat Akgül, Ali Güler, Türkar Yay. İst. 2003. s:
402)
[2] Ermeni kaynakları, Pakraduniler soyundan, daha doğrusu liderleri olan Prens
Şabad ve Pakarad Şampa'nın Ermeni Krallarına son derece hizmet vermiş
olduklarını, adeta söz birliği etmişçesine, sonsuz methiyelerle bezenmiş
kayıtlar düşmüşlerdir.
Lâkin ne gibi meselelerde, nasıl hizmetleri geçmiş ise, sarih şekilde meydana
koyan herhangi bir kayda rastlamadık! Dolayısıyla, bu hususun ayrıca tetkiki
elzemdir inancındayız!
Bizans tarihçisi, Pavostos bu konuda III'ncü asırda Ermenistan'da iskân etmiş
ve kısmen Hıristiyan olmuş Musevilerin miktarı, "400.000 nüfusu"
bulmuştu kaydını geçmektedir.
Büyük Ermeni tarihçisi ve din adamı, ünlü "MOLSES GATOGİGOS GORENAZİ'nin
bu konudaki kaydı da son derece önemlidir ve şu kayıt geçmiştir: -SIMPAD adını,
PAKRADUNİLER mahdunlarına verirler. Bilesiniz ki, isim İbranice'den geliyor ve
aslı "ŞAMPAD"dır. Kars, Ani ve Gürcistan'da PAKRADUNİLER
zürriyetinden krallar çıkmıştır. Bu vaziyete göre Ermeniler arasında asırlar
boyu pek revaç görmüş olan: "PAKRAD, SIMPAT, AŞOD ve MOLSES" vs. gibi
isimlerin tamamı, Pakraduniler'den, Ermenilere geçmiş ve aslen Ermeni kökenli
isimler olmadığı bariz olarak görülmektedir.
[3] Bu hususta daha geniş bilgi için bakınız: "ŞAHNAZARYAN-ERMENİ
TARİHİ", Baskı: Paris-Fransa. Baskı tarihi: 1859, sayfa: 32,
"Ermenice"
[4] (Emperyalistlerin Kıskacında ermeni Tehciri, IQ Kültür Sanat yy., 1. Bas.
Nisan 2007 İST.) Saygılarımla, Arif Neşet Caner
Günün Sözü: "KENDİ AKLINA HÂKİM OLAMAYANLAR, BAŞKALARININ
AKLINA MAHKÛM OLURLAR."
YORUMLAR, MÜZAKERELER MÜTALÂA VE
KATKILAR
Sayın Arif Bey,
Osmanlı Imparatorlugu,Karadeniz deki Rum ve Ermeni
toplumun büyük bir tehlike olusuracagını görmüş buralara,Tük nüfusu
getirmiştir. Cepniler bunlardandır.
Bunun yannda ,Yunanistan la yapılan anlaşma gereği bu
bölgeden 500.000 Rum ,Yunanistan a ve Rusya ya gitmiş bunun yerine cok
az halk Yunanistandan gelmistir.
Fakat bu bölgedeki ,Rum ve Ermeni halk ,biz Müslüman olduk
diye kendini gizlemiştir.
Bunlar,Türküz demiyor,müslümanız diyorlar. Anadoluya
Türk gelmedi diyenler,Anadolunun Rum ve Ermeni olduğunu,Hatta Kurd olduğunu
söyleyip,bu topraklar da Türklügü bitirmek istiyorlar. Vahabilerden gelen
parayla ,Arabca Kuran-ı Kerim ezberletiliyor. Kuran -ı Kerimin ,usulüne uygun
okunmasının ezberletilmesinde bir sorun olmaz.Fakat çocukları senelerce
buralarda ,Kuran-ı nın anlamını öğretmeden ezberletmek zaman kaybıdır.
Her Türk ,Kuran-ı Kerimin Türkcesini öğrenmeli.Bunların
yorumunu yapmalıdır.
Kendine kutsallık atfeden ,sahte sarıklılardan bu millet
kurtulmalıdır. Bunlar,cok ekonomik Cuma mescitleri yapacaklarına,silahlarımızı
ekonomimizi geliştirmiyor lüks binalar yapıyorlar. Güneydo gu da
cok gelişmiş radar teknolojisi ile gömülü silahlar bulunabilirdi. Milletin
hazinesi israf edildi. Bazı Ermeni,ler dıs destekle Türklügü yıkmaya
çalışıyor. Biz Türküz,Atalarımız Anadoluyı fethetti. Simdi de burdayız. Allah ı
tanıyoruz. Coluk çocuğuna bu toprakların imkanlarını çalarak
yağmalayanlar,bizim gözümüzü acıyor. Uyanıyoruz. Bu bir uyanış tır.
Gur-Buz
***
Meseleyi daha acik ve net anlatmam lazim demek ki Zeki bey:
Cumhuriyet doneminde, irkcilik yapanlar, devlet politikasi haline getirenler
Kemalistlerdi.
Irkcilik, katliamlarla sonuclandi. Anadolu'da azinlik
birakilmadi. Kurtlere surekli katliamlar yapildi. Bu katliamlarin her
birisi insanliga karsi islenen suctu. Bunlar Kemalistlerin isiydi; Musluman
halkin degil. Muslumanlar da katliamlara ugratildilar. Kurtler hem etnik
irkcilik yonunden, hem de Musluman olmalarindan dolayi zulme ugratildilar. Sadece
katliamlarla da kalmadi, Turk olmayanlar icin kanunlar cikarildi; kimlikleri,
kulturleri yasaklandi. Gunes Ecer
***
Antropolog Timucin: "Turkler Orta Asya'dan
gelmedi"
Günes Bey,
Gerek Türküm diyenler ve gerekse Müslümanım diyenler
bahsetmiş olduğunuz emperyalist projelerin zebunu olmaktan kurtulamamışlardır.
Bunun sebebi cehalettir. Cehalete mahkum edilen gafil Türkler ve gavur imamlar
eliyle iğfal edilen ve kendisini Müslüman sanmakla beraber dalalet içinde
hareket eden gafil Müslümanlar, bu halleri ile hem kendilerini hem de
kendilerine bel bağlayan diğer unsurları hüsrana uğratmışlardır.
Yazdıklarınız genel olarak doğru olmakla beraber, Türklerin
katliam yaptığı doğru değildir. Her yönden saldırıya uğrayan Türkler, maskeli
ve sinsi - müştereken ve müteselsilen hareket eden - kripto kimlikli bir azgın
azınlık tasallutu altında ezilmişlerdir. Bu zulüm "musallat" güruhun
uydurduğu sahte ve kontrollu "laiklik, demokrasi, milliyetçilik, sosyal
adalet, hümanizm ve dincilik" maskeleri ile halen sürdürülmektedir.
Mesele, tarih bilmek, sosyal ve siyasal olaylara ilgi duymak
ve müdahil olmakla yavaş yavaş da olsa çözüme doğru gitmektedir. İşte Bahçeli
gibi "görevli" tiplerin "sevsen de vazgeçmez" tavrı buna
bir misaldir. İşte eline "devlet" gücünü geçiren Kürt kimlikli
tiplerin haksız ve adaletsiz, yağmacı ve talancı ayırımcı tavırları gözler
elindedir.
Allah sonumuzu hayırlı etsin.
***
[Türkiye] Antropolog
Timucin: "Turkler Orta Asya'dan gelmedi"
Zeki Bey:
Dediginizin aksine, Gurbuz bey pek gercekleri ifade etmiyor; cunku,
Kemalist'ce konusuyor.
Osmali ukesinde petrol oldugu ortaya cikinca, Osmanli'yi parcalama planlari da
ortaya cikti.
Milliyetcilik ve irkcilik asilandi; once Osmanli'nin idare ettigi Yunanistan,
Ermenistan, Bulgaristan gibi ulklerde, sonra da buna reaksiyon olarak
Turklerde.
Ingiltere o donemin Amerika'si idi. Ortaligi somurmek icin her turlu yolu gayet
iyi bilen bir mustemlekeci-tertipci ulke idi. Jon Turklerle Turk
irkciligini baslattilar; Ittihat Terakki ve Kemalizm ile
surdurduler. Gayeleri Osmanli'yi zayiflatip petrol zenginliklerini ele gecirmek
ve Israil'i kurmakti. Bu emeller etrafinda, Ingiliz istihbarati basta,
Rothcilds (kizil kalkan demek. Hazar Turklerinden olduklari soyleniyor) ailesi,
B'nai-B'rith Yahudi servis organizasyonu, ve Siyonistler birlestiler.
Rothchilds ailesi Baku petrollerini istiyordu. Ingilizler Arap petrollerini,
iki yahudi organizasyonu da Israil'in kurulmasini istiyorlardi. Ama, hepsi
Osmanli'nin parcalanmasini istiyordu. Ittihat Terakki'ye uye olabilmek icin
Mason olmak gerekiyordu. 140 bin uyesinin ucte ikisi Selanik Yahudisi idi.
Osmanli'yi en kolay yoldan bolmek icin etnik irkcilik bir numarali yoldu.
Karsilikli etnik gruplar carpistirilarak Osmanli parcalanacakti.
Turk irkciligi 19.asrin ortalarinda basladi. Daha once yoktu. Hatta Turkler cok
iyi savastiklari icin, buyuk ordular kurmanin yolunu da irkci davranmayarak
bulmuslardi. Turk ordulari daima bircok degisik irktan kavimlerden
olusurdu. Osmanli, bunu daha da ileri bir sanata cevirdi. Yeniceri ocagini
kurdu.
Yeniceriler daha ziyade Hristiyan dunyadan getirilen cocuklarin egitilmesi ile
meydana getirilen, sadece Sultan'a sadik cok iyi savasan, elit bir ordu idi.
Bunlar gecmislerini unutmasalar da, Osmanli, bir sekilde, bu insanlari tam bir
Musluman ve sadik yetistirmesini biliyordu. Islami degerler zaten irkciligi
reddediyordu. Bu durum, Ittihat Terakki ve Kemalizm ile degisti; daha dogrusu
degistirildi. Turk tarihinde ilk defa irkcilik one cikarildi. Oyle ki,
okullarda ogretildi; kanunlar cikarildi; devlet politikasi oldu; kimlikler
yasaklandi, katliamlar yapildi...kisaca, bayagi adaletsizlik yarattik irkci
olcagiz diye. Bugunun Kurt probleminin altinda yatan budur.
Ipleri ellerinde tutan Osmanli dusmanlari, icimizdeki isbirlikcileri ile, bizi
birbirimize kirdirmak icin kurallari da adaleti de degistirdiler. Masum
insanlara karsi katliamlar yapabilen bir millet olduk. Kendi irkimizi ustun
kilmak icin azinlik birakmadik Anadolu'da. Islam, adil bir dayanak olmaktan
cikarilip, kohne bir zihniyetmis gibi ogretilir oldu. Evet, bu vahseti cesitli
bahanelerle mudafa edebiliriz; lakin, bu elimize masum kaninin degdigi
gercegini degistirmez. Allah'in bunu kabullenmesini bekleyemeyiz herhalde;
zaten, Allah'in kurallarindan ne kadar uzaklastiysak, o kadar elimizden kan
akti. Cunku, idare Allah'a inanmayanlarin elindeydi.
Isin icine, Irkcilik girdikten sonra, darbeler, etnik savaslar donemi basladi.
Ilk baslarda Turk irkcilar, Japonlari ornek aldilar. Sonra, Avrupa da irkcilik
ortaya cikinca, Avrupa'ya yoneldiler. Alman irkciligi yenilince, Turkiye'de de
yavasladi; ama, durmadi.
Irkcilik, insanlari ustunsunuz diye aldatarak, asagilik insanlara (dusmana)
karsi azili savasci yapmak icindi. Lakin, dusman nedense hep icimizdeki
azinliklar oldu. Sayilari azdi ve askeri yonden guclu degillerdi. Birinci Dunya
savasi sirasinda, ic ice yasadigimiz bazi azinliklar isyan etsin etmesin kiyima
ugratildi. Bu kiyim 1924-25'lere kadar surdu. Artik kac milyon yok oldu tartisilabilir.
Onemli olan adil olmamizin sorgulanir olmasi. 1071'de, 30-40 binlik ordusuyla
200 binlik Bizans ordusunu yenen yuce Sultan Alpaslan neden bu basariya
ulasmisti? Islami inanclari yuzunden mi, yoksa adil bir devlet adami oldugu,
hic bir katliama girismedigi icin mi? Bence, her ikisi de dogrudur; cunku,
ikisi de Islamdir.
Turk ordulari, saf Turk degildi. Hunlar, mesela, bircok Avrupa kavimlerini
katarak buyuk bir ordu olmuslardi. Gelenek bu idi; irkcilik yoktu. Selcuklular
da, Osmanli da boyle idi.
Anadolu'da zaten kucuk bir azinlik gen havuzu oldugumuz artik bilimsel bir
gercektir. Lakin, guc bizim elimizde. Ve ne kadar adil olursak, o kadar huzurlu
bir ulke yonetebiliriz.
Ordumuz, maalesef, Koyu Kemalist dusunce sistemi ile yetistirildi. Bu yuzden,
Kemalist (irkci) kiyimlarin hic birisine itiraz etmedikleri gibi, istekli
katilimci oldular. 1990'larda bile 2.5 milyon Kurd'e yapilan haksizlik onlarin
kontrolu altinda ve eliyle yapildi.
Alpaslan'in zaferi ile ovunuyoruz; lakin, asil ovunebilecegimiz sey Alpaslan'in
hancerlendikten sonra olum doseginde Allah'tan diledigi afta ifade ettikleridir.
Bir arastirin isterseniz. Adil degilseniz, yonetimi hak etmezsiniz; irkci
iseniz adil olamazsiniz.
Gunes Ecer
***
From: ZEKI SAHIN <
zekisahin@yahoo.com>
Subject: Re: [Türkiye] Antropolog Timucin: "Turkler Orta Asya'dan
gelmedi" Tebrik ederim aziz Kardeşim Gürbüz Bey, gerçekleri gayet açık bir
dille ifade etmişsiniz...
Yüce allah yardımcımız olsun..
***
From: Grbuz Guvendag <
gurbuz1943@yahoo.com>
Subject: Re: [Türkiye] Antropolog Timucin: "Turkler Orta Asya'dan
gelmedi"
Sayın Günes Tecer,
Türküm demek Irkçılık değildir. Gercegi söylemektir. Hic bir
zaman başka kavimleri
küçük görmedir. Yapılması gereken,bilim,akıl
,teknoloji alanında yarışmaktır.
Savas taraflısı değiliz. Bakın benim ailem ,Horasndan göc
etmiş.Milyonlarca,Türk,Anadoluya göc olarak gelmiştir. Burda Süryaniler
var.Kendini gizlemiş ,Ermeniler ve Rumlar bunları da inkar edemeyiz. Hatta,benim
iddiam,ben Ermeni veya Rum kökünden geldim diyen TC düşmanları sıkı bir birlik
halinde,Türkce konuşan Türkleri yok etme pesinde.
Zaten Atlantik ittifakının bir amacı budur. Rusya da
yasıyan bir arkadaşım,Rusların Orta Asya kimliğini yok etmek için nasıl bir
caba içinde olduğunu anlatıyor.
Türk birliği .250 milyon Türk ün ,kültürel birliği
istenmiyor. İcimizdeki hainlerde ,Türk birliğini istemiyor. Türkce
,dünyada en cok konuşulan 5.dil. Mesela Kürtcenin esamesi bile okunmuyor. Iran
ın yarısı Türk.
Türk kız ve erkeklerine taciz olayının yapılasının amacı da
budur. Petrol zengini arablar, Türklügü öldürmek , Arabcayı egemen kılmak
,Islam ı bir Arab egemenliği altına sokma gayreti içindedirler. Bazı dinci gruplara
para dağıtarak Arabca hakimiyeti yayılıyor.
Kuran -ı Kerim Kursları,Imam Hatip eğitimi ile
Kuran ın Türkcesini anlamını bilmiyen
sadece bunu ezberliyen bir nesil yetistirliyor.
Toplum içine girip bakın Kuran-ı Kerim söyle söylüyor
deseniz ,toplumda pek saygı görmezsiniz. Fakat Arabca bir dua
okusanız.Ezber Arabca bir ayet okusanız.Sizi ,önemli bir kişiymiş gibi
görürler. Ben bunu yasadım.Kuran-ı Kerimin Arabcasını okuyan bir Hristiyan a
halk ne güçlü Müslüman diye saygı göstermişti,o da bana dönüp,yahu ben
Hristiyanım demist. Bir siyasetçi kalkmış,Biz Kurtulus savası ile bu ülkeyi
kurtarmadık, Pakistan, Hindistan Müslümanları dua etti öyle kurtulduk
demiş.Bu ülkeler,Ada imparatorluğundan kendilerini kurtaramamış bizi
kurtarmışlar.Yazık bu kafalara.
Yani bu millet,yarabbi bize yardım et deyince,Allah yardım
etmiyor,Arabca anlamını
bilmediği dua edince kabul ediyor,nasıl bir is. Düsman varsa
,savunma da vardır. Inanıyorum,ırkcılık olarak ,benlik olarak.Biz Türküz
,Müslümanız, Kuran-ı Kerime uyan ve Peygamberi takip
eden ,güçlü bir Müslüman Türk Birligi oluşabilir.Inanıyorum.
Siz ,kötülük yapmaya devam edin. Kötülükte de de bir hayır
var. TC devletine ,TC ordusuna saldıranlar, Güneydogu cete saldırları
sonucu toz duman oldular. TC ordusu gücünü gösterdi. Ben
varım dedi. Sehirlere sığınan TC devleti düşmanı yobazlarda
bir gün silinebilir. Bu ordu binlerce senelik,Türk ordusu geleneğinden
geliyor. Göktürklerden ,Atilladan,Selcuklulardan geliyor. Haclıları ,Anadolu da
yok eden TC ordusuna ,düşmanlığınız var. Alanya yaylalarında ,Alaaddin
Keykubatın Camisini görmüştüm. Küçük ve anlamlı bir eser. Sahte ,Sarıklı
dincilerde ,Anadolu da ezilebilir.Inanıyorum.
Gur-Buz
***
Yok! O dedikerin karartmadan baska bir sey degil Arif bey.
Dogruyu soyleyen kotu degildir; dogrulari saklayan kotudur. Dogrulari saklamak,
yalan soylemektir. Yalan soyleyen, veya kendisini yalanlara inandiran ise
nereye giderseniz gidin kotudur. En kotusu de, dogrulari bildigi halde
gormezden gelip, isledigi suclari, mezalimi surdurendir. Vatan sevgisi yalanlar
uzerine kurulamaz. Kurulursa sahte bir sevgi olur.
Yalan soyleyenin yalan soyleme nedenini gizlemesi demek olur.
Gizlemesi, mutlaka gizli bir niyetin isaretidir. Irk uzerinden yapilan
irkcilik, insanliga yapilan en buyuk kotuluklerden birisidir. Bunu yapan, her
seyden once yuce Allah'a karsidir.
Cunku, irkci olan, karsisindakini ya asagilik bir sey gibi gorur; ya da,
kendisini karsisindakinden ustun gorur. Ve ikisinde de yanilgi icindedir;
cunku, ne ustundur, ne de karsisindaki asagiliktir. Allah herkesi esit
yaratmistir; ayni anne babadan geliriz hepimiz. Karsindakinden kendini daha
degerli hissediyorsan onlari oldurmekte beis gormezsin, Nasil olsa onlar
asagilik insanlardi, hainlerdi, kripto casuslardi, ileride problem olacaklardi
gibi desteksiz suclamalarla kendini hakli cikarirsin. Lakin, kendini nasil
gorursen gor, ne sebepler uydurursan uydur, alt tarafin bir katil olmandir.
Vatan sevgisi ile irkciligi birlestirmek ise kotulerin kotusudur. Senin
irkciligin, cehaletinin sonucudur; kendinden daha asagida birilerini
gorme hevesinin altinda ozguvensizligin yatar.
Cehaletinle, insanliga olan dusmanligini toplasan, vatanperverlik etmez;
sahtekarlik ederek kendini pazarlaman eder. Sahtekarlar, herkesten daha vatan
sever gorunme cabasi icindedirler; lakin, bunlarin vatan sevgisine guven
olmaz; yalandir cunku. Asil dertleri, iclerindeki ezikliktir; ve, bu ezikligin
insana yaptirmayacagi kotuluk yoktur. Boyleleri vatan sevgisini ancak kendi pis
emelleri icin kullanir. Kendi aralarinda irkcilikta yarisarak, adam
olduklarini sanarlar.
Gunes Ecer
***
From: Arif N Caner <
arifncaner@gmail.com>
Subject: Re: [Türkiye] Antropolog Timucin: "Turkler Orta Asya'dan
gelmedi"
Gunes; Başkalarına asla kötü bir şekilde konuşma. Evrene
bıraktığın negatif enerji, sana katlanmış olarak geri döner. Kötü düşünceler
zihinsel, bedensel ve ruhsal hastalıklara neden olur. İyimser ol. Vatan sevgisi
maya gibidir Kanı bozuklarda tutmaz! Saygılarımla,
Arif Neşet Caner
arifncaner@gmail.com