RUKİYE
SULTAN DİYOR Kİ:
GÜVENSİZLİK ÇAĞINDA BAĞ KURMAK:
Günümüz İnsan İlişkilerinin Sessiz Sınavı*
İnsan, tarihi boyunca hayatta kalabilmek ve varlığını
anlamlandırabilmek için ötekine ihtiyaç duymuş sosyal bir canlıdır. Kadim
toplum kurgularında bir araya gelmek; sığınacak bir liman ya da tehlikelere
karşı ortak bir kalkan anlamı taşırken, 21. yüzyılın dünyasında insan
ilişkileri köklü bir kabuk değişimine uğramıştır.
Günümüz insanının ilişkiler ağında karşılaştığı en büyük ve
en derin yara şüphesiz ki sistematik güvensizlik duygusudur. Modern yaşam bizi
daha önce hiç olmadığı kadar bağlantıda kılarken, aynı zamanda hiç olmadığı
kadar yalnız ve temkinli hale getirmiştir.
*Akışkan
Modernite ve Seçenek İllüzyonu*
Günümüz insan ilişkilerindeki güvensizliğin temellerini
anlamak için içinde yaşadığımız çağın getirdiği dönüşümlere bakmak gerekir.
Sosyolog Zygmunt Bauman'ın "Akışkan Modernite" olarak tanımladığı bu
dönem, her şeyin hızla tüketildiği, geçici olduğu ve kolayca gözden
çıkarılabildiği bir düzene işaret eder.
İnsan ilişkileri de bu akışkanlıktan nasibini almıştır.
Sosyal medya platformları ve dijital iletişim araçları hayatımıza binlerce
seçenek illüzyonu katmıştır. Ancak bu kadar çok seçeneğin varlığı, bireylerde
"her an daha iyisinin bulunabileceği" düşüncesini doğurmakta, bu da
kurulan bağların derinleşmesini engellemektedir. Bireyler, kaybetme korkusuyla
bir başkasına tamamen açılmak yerine, duygusal yatırımlarını kısıtlamayı ve
kendilerini koruma altına almayı tercih etmektedir.
Bunun yanı sıra, modern bireyin kendini koruma mekanizması
olarak geliştirdiği aşırı temkinlilik, güvenin en büyük düşmanı haline
gelmiştir. İnternet çağında bilgiye ulaşmak kolaylaşırken, samimiyete ulaşmak
zorlaşmıştır. Zayıf yönlerini, yaralarını ya da şeffaflığını bir başkasına
sunmak, günümüz dünyasında bir bağ kurma cesareti olarak değil, istismara açık
bir zayıflık olarak algılanmaktadır.
Sonuç olarak insan, kırılmaktan, aldatılmaktan veya yarı
yolda bırakılmaktan korktuğu için karşı tarafa sürekli bir şüphe süzgecinden
bakmakta. Bu durum, henüz başlamamış ilişkilerin bile temeline güvensizlik
tohumları ekmektedir.
*Güvensizlik İçeride Başlar*
Güvensizliğin bir diğer boyutu bireyin kendi iç dünyasında
başlar. Kendine güvenmeyen, kendi değerini başkalarının onayına veya
performansına bağlayan birey, ötekine de güvenmekte zorlanır.
Günümüzün rekabetçi, performans odaklı ve sürekli
mükemmellik talep eden toplum yapısı insanı kendi yetersizlikleriyle baş başa
bırakmaktadır. İletişimde şeffaf olmak yerine stratejik davranmak, duyguları
olduğu gibi yaşamak yerine yönetmek gerektiğine dair yaygın inanç, ilişkileri
doğal bir paylaşım alanı olmaktan çıkarıp bir güç mücadelesine
dönüştürmektedir.
Ancak unutulmamalıdır ki güven, bir ilişkide hazır bulunan
bir veri değil; zamanla, emekle ve karşılıklı tutarlılıkla inşa edilen dinamik
bir süreçtir. Risk almadan, incinme ihtimalini göze almadan ve kendimizi olduğu
gibi ortaya koymadan gerçek bir bağ kurmak mümkün değildir.
Günümüz insanının bu derin yalnızlık ve güvensizlik
çemberini kırabilmesi ancak kusursuz iletişim beklentisinden vazgeçip sahici
olanı aramasıyla mümkündür. Güvensizlik krizi yalnızca bireysel bir tercih
değil, çağın sosyo-psikolojik koşullarının bir yansımasıdır.
Dijital ekranların arkasına saklanarak, duygusal duvarlar
örerek korunduğumuzu sanırken aslında en temel insani ihtiyacımız olan derin
bağlardan mahrum kalıyoruz. Güvensizlik çağında yapılabilecek en devrimci
eylem, şüphenin kolaycılığına kaçmak yerine samimiyetin ve şeffaflığın
cesaretini seçebilmektir.
*Yazan: Rukiye Demir*
3/10/2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder